isaret_dili İşaret Dili

İşaret Dili

İşaret Dili Nedir?
Türk İşaret Dili (TİD)
Tarihte Türk İşaret Dili
İşaret Dili öğretiminin çocuğun gelişimindeki önemi
İlk 5 yılda işaret dili öğrenmemenin sonuçları
Neden işaret dili öğretmek sözel dil gelişimini engellemez?
İşitme engellilerin eğitimi için izlenmesi gereken en doğru yol nedir?
Ameliyat (Cochlear Implants ) nasıl bir çözüm?
İşaret Dili alfabesini tanıyan bilgisayar yazılımı geliştirildi

İşaret Dili Nedir?
İşaret dili, işitme engellilerin kendi aralarında iletişim kurarken, el hareketlerini ve yüz mimiklerini kullanarak oluşturdukları görsel bir dildir.
İşaret dillerinin bilimsel olarak belirlenmiş ana özellikleri ise şunlardır :
İşaret dilleri de sözlü diller gibi bir gramer yapısına sahiptir. Sanılanın aksine sözlü dillerden daha basit bir yapıda değildir.
Her işaret dilinin kendine özgü gramer kuralları vardır ve her kavram için kullanılan işaretler de kullanıcılar arasında ortaktır. Bu özelliği ile işaret dili, konuşurken kullandığımız jestler ya da pandomimden çok farklıdır.
Her ülkenin kendi işaret dili vardır . Örneğin Amerika´da kullanılan işaret dili (ASL) ile Almanya´da kullanılan işaret dili (DGS) birbirlerine benzemezler. Bu iki dil, İngilizce ile Almanca kadar farklıdır.
Bir işaret dili çevrede kullanılan sözlü dilden etkilense de, farklı bir gramer yapısına sahiptir. Yani Türkçe ile Türk İşaret dili arasında mutlaka bir benzerlik olması gerekmez.
Sözlü dillerde olduğu gibi işaret dili de erken yaşta öğrenilmelidir. İşitme engelliler 5-6 yaşına kadar işaret dili öğrenemezler se daha sonra hem işaret dilini hem de başka dilleri öğrenmeleri zorlaşır.
Beyin üzerindeki araştırmalara göre, sözel dillerle işaret dilleri aynı nörofizyolojik süreçlere ve aynı lokalizasyona (yani beynin sol yarımküresi) sahiptir.

Türk İşaret Dili (TİD)
Türk İşaret Dili tarihinin Osmanlı dönemine kadar uzanmasına karşın, TID hakkında Milli Eğitim Bakanlığı´nın 1995´te yayınladığı görsel bir kılavuz dışında henüz bir yazılı materyal, arşiv ya da sözlük yoktur.
Türkiye´deki işitme engelli okullarında işaret dili öğretilmemektedir ve ülkemiz işaret dili eğitimi alanında pek çok ülkeden 50 yıl kadar geridedir. Bu internet sitesinin amacı TID hakkındaki araştırmalara ve işitme engellilerin eğitiminde işaret dili kullanımının yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmaktır.
Türkiye´de ne kadar işitme engelli bulunduğuna dair çelişkili raporlar vardır. Birleşmiş Milletler raporuna göre bu sayı 2,5 milyondur. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı 1998 Bütçe Raporu´na göre ülkemizde sadece 400,000 işitme engelli bulunmaktadır. Yine aynı rapora göre bu nüfusun 120,000´ini çocuklar oluşturmakta ve sadece 7,000´i okula gitmektedir.
İşitme engellilerin % 90´ının konuşan ailelere doğuyor olması ve henüz Türk İşaret Dili için bir eğitim materyali bulunmaması, söz konusu çocukların ilkokula gidene kadar herhangi bir dil öğrenmesini engellemektedir.
Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye´de de işitme engelliler için özel eğitim veren okullar bulunmaktadır. Ancak, duyan öğretmenlerin çoğunlukla yüksek sesle Türkçe konuşarak eğitim verdiği bu okullarda, işaret dili eğitim sisteminin bir parçası değildir. Bu koşullarda işitme engelli çocuklar okuldan TID öğrenememektedir.
Sadece sözel dil ve yöntemler, işitme engellilerin kavramsal gelişimleri ve iletişimleri için kesinlikle yeterli bir araç değildir. İşitme engelli çocuklar TID´i öğretmenlerinden öğrenemedikleri için okuldaki işitme engelli arkadaşlarından ya da daha geç yaşlarda derneklerden standart olmayan yöntemlerle öğrenmek zorunda kalıyorlar.
Sonuç olarak Türkiye´deki işitme engellilerin % 90´ı TID´i, dil öğrenmek için kritik yaş olan ilk 5 yıldan daha sonra öğrenmektedir. Bu durumda neredeyse tüm işaret dili kullanıcılarının TID´i geç öğrendiğini söyleyebiliriz. İşaret dilinin öğrenim sürecindeki farklılıklar ve standardizasyon problemi de işaretlerde farlılıklara yol açmaktadır. Örneğin, İstanbul´da bulunan 7 farklı işitme engelli okulunda okuyan öğrencilerin işaretlerinde farklılıklar görülebilmektedir.
Kullanıcıları tarafından eksik, dolaylı yollardan ve oldukça geç yaşlarda öğrenilen bir dilin geliştirilmesi, ihtiyaçlar doğrultusunda güncelleştirilmesi neredeyse imkansızdır. Yapılan araştırmalara göre, öğrenme yaşı ilerledikçe, kişinin bir dili kullanma becerisi ve o dilin yapısına katkıda bulunma ihtimali azalır. (Newport,1990)
Ancak tüm sorunlara rağmen, şu ana kadar yaptığımız araştırmalar ışığında Türkiye´nin çeşitli yerlerindeki işitme engellilerin işaretleri arasında farklılıklar olsa da birbirleriyle anlaşabildiklerini görüyoruz. Bu da Türk İşaret Dili´nin geleceği açısından umut verici.

Tarihte Türk İşaret Dili
Türk İşaret Dili´nin tarihçesiyle ilgili bilgilerimiz, işaret dili görsel bir dil olduğu ve dolayısıyla kağıda geçirilmesi zor olduğu için oldukça kısıtlıdır. Türk tarihinde işaret dilinin varlığı ve eğitimde kullanımıyla ilgili arşivler Osmanlıca olduğu için bu konuda yoğun bir arşiv çalışması gerekmektedir. Şu ana kadar edindiğimiz bütün bilgiler en azından Osmanlı işaret dilinin batıda kullanılan işaret dilleriyle bir ilişkisi olmadan geliştiğini ve bu açıdan oldukça özgün bir işaret dili olduğunu göstermektedir.
Dünyada her işaret dilinin başlangıcı işitme engellileri bir araya getiren bir kurumun, yani okulun, kurulmasıyla eş zamanlı olarak düşünülmektedir. Çünkü bir kurum aracılığıyla bir araya gelemeyen işitme engelliler evlerinde kendi işaret dillerini geliştirip ortak bir dil oluşturamazlar. Fransa´da 1770´li yıllarda sağırların kullandığı el hareketleri, grameri olan bir dil olarak kabul edilmiş ve okullarda öğretilmeye başlanmıştır. Daha sonra bu yöntem bir Fransız işaret dili bilimcisi tarafından Amerika´ya taşınmış ve orada 1817´de Thomas Gallaudet tarafından sadece sağırlara eğitim veren, ilk işaret dili öğreten okul kurulmuştur (şimdiki adıyla, Gallaudet University).
Miles (2000) ´ın Osmanlılar hakkında batıda çıkan yazılardan ve Evliya Çelebi´nin notlarından yaptığı derlemelere göre 1500-1700 yılları arasında Osmanlı sarayında mahkemelerde hizmet etmeleri amacıyla bulundurulan bir sağırlar topluluğu yer almaktaydı. (Bu yıllarda batıda işitme engellilerin kullandığı dil ise hiçbir kurumun parçası değildi). Hatta bazı sultanların bu dili öğrendikleri ve halka bir tercüman aracılığıyla hitab ederken işaret kullandıkları da arşivlerde yer almaktadır. Ancak yine Miles´ a göre, saraydaki işitme engellilerin ve bir dönem üst sınıfın kullandığı iletişim sisteminin, o sıralar halkın kullandığı işaret diline ne kadar benzediği ve bu sistemin ne kadar gramerleşmiş olduğu kesin değildir. Örneğin, bu sistem saraydaki yeni doğan işitme engelli çocuklara öğretilmemiş ( bir dilin gramerleşmesi için gerekli olan bir kriter), bu topluluğa yeni katılanlar yine yetişkin sağırlardan alınmıştır. Sonuç olarak topluluğun kullandığı dilin gramerleşmiş olma olasılığı düşüktür ve TID´in başlangıcının bu kadar eskilere gidip gitmediği tartışılır.
Osmanlı´larda ilk işitme engelliler okulu Osmanlı döneminde II. Abdülhamit tarafından kurulan (1902) Yıldız Sağırlar Okuludur. Bu okulda, günümüz Türk İşaret Dili´nin muhtemel alt yapısını oluşturan Osmanlı İşaret Dili, öğretmenler tarafından okullarda sözel dille beraber kullanılıyordu. Tıpkı yazılı dilde olduğu gibi, bu okulda kullanılan işaret alfabesi de şu anda kullanılan alfabeden farklıydı. Bu okullarda batıda kullanılan işaret dillerinin kullanıldığına dair de hiçbir kanıt yoktur.
Ancak bu okulda 1953´te çıkarılan bir Milli Eğitim Bakanlığı kanunuyla işaret dili kullanılması yasaklanmıştır. Bunun nedeni işitme engellilerin eğitiminde sözel eğitimin gerekli olduğuna inanılması ve işaret dilinin çocukların konuşmasını engelleyeceği düşüncesidir. Yıldız´da bulunan okul Fatih´e taşındı ve şimdi Yıldız okulundaki arşivler Fatih İşitme Engelliler okulunda bulunmaktadır.
1953´ten bu yana okullarda TID kullanılmamaktadır ancak tekrar yaygınlaştırılması için çalışmalar sürmektedir.

İşitme Engelliler İçin Genel Bilgiler

İşaret Dili öğretiminin çocuğun gelişimindeki önemi
Dünyada ve Türkiyede işitme engelli çocukların yaklaşık %90´ı duyan anne ve babalara doğmaktadır.
Özellikle doğuştan ağır işitme kaybı olan (90dB üzeri) ve annesi, babası işitme engelli olmayan çocuklar doğumdan sonraki İLK BEŞ YIL içinde işaret dili öğrenmelidirler.
Aksi halde, işaret dilini ya da herhangi bir sözel dili (örneğin Türkçe) öğrenmelerinin yanı sıra normal düşünce, zeka, sosyal ve duygusal gelişimleri de risk altına girmektedir.
İlk 5 yılda işaret dili öğrenmemenin sonuçları
Beyin ve nörolojik hücreler arasındaki ilişki diğer çocuklardan geri kalır. (Neville, 1991)
Okuma yazma ve öğrenme kapasitesi çok geride (yaklaşık 3üncü sınıf seviyesinde) kalır. (Allen, 1986)
İkinci bir dili öğrenmek çok zorlaşır (Mayberry, 1993) (Erken dönemde işaret dili öğrenmemiş işitme engelli bir çocuğun Türkçe´yi öğrenmesi veya okuyup yazması çok zordur).
Okul yaşlarında, duyan çocuklarla karşılaştırıldığında, hafıza geriliği gözlemlenebilir (Bebko, 1984).
Sosyal ve duygusal gelişimde erken yaşlarda problemler olabilir (örneğin; diğer insanların duygu ve amaçlarını anlamalarında) (De Villiers, 1999);
İşitme engellilerin eğitimiyle ilgili varolan önyargıların aksine;
"Sözel yöntem" ile eğitilen ve işitme kaybı fazla olan çocukların sözel dil öğrenme olasılığı oldukça düşüktür.
"Dudak okuma" yı öğrenmek işaret dilinin yerine geçemez çünkü pek çok ses ağız içerisinde ve gırtlaktan çıkarılmaktadır.
Çocuklara işaret dili öğretmek onların sözel dil gelişimini KESİNLİKLE geriletmez.
Neden işaret dili öğretmek sözel dil gelişimini engellemez?
Çocuklar erken yaşta ne kadar fazla dil duyarlarsa o kadar çok dili öğrenebilirler.
Hatta birden fazla dil (örneğin hem sözel hem işaret) öğrenen çocukların düşünce yapıları da daha çok gelişir.
Son araştırmalara göre, duyan çocuklara bile işaret dili öğretilmesi sayesinde dil öğrenimi çok daha erken yaşlara çekilebiliyor. (Acredelo & Goodwyn, 1988)
İşitme engellilerin eğitimi için izlenmesi gereken en doğru yol nedir?
Mümkün olduğunca erken ve doğru teşhis (otizm vb. rahatsızlıklarla karıştırılmamalı).
Eğer anne babalar duyuyorsa, öncelikle hemen kendileri işaret dili öğrenmeli ve çocuklarına sözel eğitimle birlikte işaret dilini de vermeleri gerekmektedir.
Kendileri öğrenemiyorlarsa bile, çocuklarını işaret dilinin kullanıldığı ortamlara getirmelidirler.
İşaret dilini öğrenemeyen anne babalar çocuklariyla iletişimde en azından el ve vücut hareketlerini mümkün olduğunca sık kullanıp, onların da kullanmasını teşvik etmelidirler.
En azından okul öncesi dönemde (4-6) yaşta işaret dili öğretimi verilmelidir.
Ameliyat (Cochlear Implants ) nasıl bir çözüm?
Cochlear Implant yöntemi bir ameliyatla kulağın koklea kısmına yerleştirilen işitme cihazı sayesinde duyma ile ilgili sinir hücrelerinin harekete geçirilmesidir.
Ameliyat ne kadar erken yapılırsa sözel dili öğrenme başarısı da o kadar artar. (Robinson, 1998)
Ameliyattan sonra mutlaka sözlü eğitim uygulanmalıdır.
Ameliyat herkes için uygun bir çozüm değildir ve ameliyat olan herkesin konuşma olasılığı 100% değildir.
Böyle bir riski göze almamak için Cochlear Implant olmuş bir çocuğa hem işaret dili hem sözel dil öğretilmelidir.

İŞARET DİLİ ALFABESİNİ ANLAYAN YAZILIM GELİŞTİRDİ
YTÜ, işaret dilialfabesini anlayan yazılım geliştirdi. Bilgisayar kamerasıyla kullanılan yazılım, kameranın karşısında duran kişinin el ve yüzünü ten renginden ayırt ederek belirliyor. Sonra el hareketlerinin izlediği yola bakarak 45 farklı işaret dili alfabesinden hangisi olduğunu anlıyor ve bu işaretleri bilgisayar ekranında yazı haline getiriyor.
TÜRK bilim adamları, engellilerin hayatını kolaylaştırabilecek çalışmalarda önemli bir teknolojiye imza attı. Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü´nde uzun süredir yapılan çalışmalar sonucu, işitme ve konuşma engellilerin dilinden anlayan bir bilgisayar yazılımı geliştirildi. Yazılım, bir bilgisayar kamerası aracılığı ile, işitme ve konuşma engellilerin işaret dilini bilgisayar ortamında kelime haline getiriyor. Böylece, işaret dili bilmeyenler ile engellilerin iletişim ve eğitim sorunu tamamen ortadan kalkıyor. Türk İşaret Dilini Tanıma Sistemi adı verilen proje, bir bilgisayar yazılımı ve bilgisayara bağlı bir web kamerasından oluşuyor. Yazılım önce kameranın karşısında bulunan kişinin el ve yüzünü belirliyor. Bunu yaparken de ten renginden yararlanıyor.
45 FARKLI SİSTEM:
Eller ve yüz belirlendikten sonra, bilgisayar yazılımı vücudu, elleri ve yüzün hareketlerini izliyor. Bu aşamada öncelikle, kamera karşısındaki kişinin kullandığı işaret dilinin 45 farklı işaret dili sisteminden hangisine ait olduğu belirleniyor. Bu belirlemeden sonra, kamera karşısındaki kişinin el-yüz ve vücut hareketlerinin kelime anlamı, bilgisayar ekranında yazılı olarak bilgisayar kullanıcısına ulaştırılıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü Yardımcı Doçenti Songül Albayrak koordinasyonunda Araştırma Görevlisi Hakan Haberdar tarafından yürütülen proje, dünyadaki benzer çalışmaların en iyisi olarak gösteriliyor. Çin ve ABD de işitme ve konuşma engellileri anlayabilecek yazılımlar üzerinde çalışıyor. Ancak, bu tür yazılımlarda yazılımın başarısı kullanılan işaret dilini doğru seçme ve işaretleri doğru anlama oranı ile ölçülüyor.
DÜNYADA EN BAŞARILISI:
Yıldız Teknik Üniversitesi´nde geliştirilen Türk İşaret Dilini Tanıma Sistemi, hangi işaret dilinin kullanıldığını belirlemede yüzde 97, kullanılan işaretlerin bilgisayar ortamına doğru aktarılmasında ise yüzde 92 oranında başarılı. Bu oran, dünyada bugüne kadar yapılan çalışmalarda elde edilen en yüksek yüzdeyi ifade ediyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Araştırma Görevlisi Hakan Haberdar, dünyada işaret dili tanıma teknolojileri konularındaki çalışmalar içinde en dikkat çekenlerden birinin ABD Washington´da George Washington Üniversitesi´nde geliştirilen bir sistem olduğunu söyledi. Haberdar, "AcceleGlove" adı verilen bir eldiven sayesinde kullanıcının işaretlerinin bilgisayar ortamına yazı olarak aktarıldığını belirtti. Yıldız Teknik Üniversitesi´ndeki çalışmanın ABD´dekine göre en önemli üstünlüğü, işaret dilini kullanan engellinin herhangi bir eldiven veya bir başka donanım takma ihtiyacı bulunmaması.
2000 İŞARET TANIYOR:
Yıldız Teknik Üniversitesi´nin İstanbul Beylikdüzü´nde devam eden CeBIT Bilişim Eurosia Fuarı´nda kurduğu stantta da tanıttığı Türk İşaret Dilini Tanıma Sistemi, yaklaşık 2 bin farklı işareti tanıyor ve bunları bilgisayar ortamında yazıya dönüştürebiliyor.
İşaret dilini Koç Üniversitesi geliştirdi
YILDIZ Teknik Üniversitesi Araştırma Görevlisi Hakan Haberdar, Türk İşaret Dilini Tanıma Sistemini geliştirirken, Koç Üniversitesi´nin 3 yılda oluşturduğu Türk İşaret Dili Sözlüğü´nden yararlandı. Bu konuda Türkiye´deki kaynak ve çalışma eksikliğine dikkati çeken Haberdar, Koç Üniversitesi´nin bu sözlüğünde bulunan 750 işaretten de yararlandığını belirtti.
Türkiye´de 2.5 milyon işitme engelli var
TÜRKİYE´de ne kadar işitme engelli bulunduğuna dair çelişkili bilgiler bulunuyor. Birleşmiş Milletler raporuna göre bu sayı 2.5 milyon. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı´na göre ise ülkemizde sadece 400.000 işitme engelli bulunuyor. Yine aynı rapora göre bu nüfusun 120.000´ini çocuklar oluşturuyor ve bunların sadece 7.000´i okula gidiyor.
Her ülkenin işaret dili ayrı
İŞİTME ve konuşma engellilerin kullandığı işaret dilleri, konuşma dillerinde olduğu gibi ülkeden ülkeye değişiyor. Yani, bir İngiliz engelli, bir Almanın işaret dilini anlayamıyor. Çünkü bu iki işaret dili arasında İngilizce ve Almanca´da olduğu kadar farklılıklar bulunuyor.
Proje, bilimin prestijli dergisinde yayınlanacak
YILDIZ Teknik Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümünde Yardımcı Doçent Songül Albayrak ve Araştırma Görevlisi Hakan Haberdar tarafından geliştirilen İşaret Dilini Tanıma Sistemi, uluslararası bilim dünyasında da ses getirdi. Bu çalışma, ekim ayında bilim dünyasının en prestijli dergilerinden Lecture Notes in Computer Science´da da yayınlanacak.
TÜBİTAK destek verirse dünya patenti alınacak
YILDIZ Teknik Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü, işaret dili tanıma sistemi için uluslararası patent almak için de hazırlık yapıyor. Buradaki en önemli sorun, patent harcamalarının finansmanı. Üniversite, bu konuda Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumunun (TÜBİTAK) elinde bulunan fonlardan yararlanmak için harekete geçti. Eğer Tübitak bu konuda gerekli finansal desteği sağlayabilirse, Yıldız Teknik Üniversitesi´nin geliştirdiği bu yazılım tüm dünyada koruma altına alınmış olacak.

 Yayın:30.11.2012 - Güncelleme:30.11.2012 - 23:04