Ergenlik Dönemi ve Uyum Problemleri -

-

ERGENLİK DÖNEMİ VE UYUM PROBLEMLERİ

İnsanın içinde fırtınaların koptuğu,Sosyal,Psikolojik,Fiziksel değişimlerin bir arada yaşandığı,Çocuklukla erişkinlik arasında yer alan,Hızlı bir BÜYÜME, GELİŞME ve OLGUNLAŞMANIN olduğu,Gelecekteki yaşantıyı belirleyen dönem olarak tanımlayabiliriz.
Ergenlik dönemi (büluğ çağı) 11-21 yaşları arasında dalgalanmaların yoğun görüldüğü zor bir dönemdir. Bu dönem “fırtına-gerginlik” dönemi olarak da bilinir. Ergenlik (puberte), insanlarda meydana gelen "yetişkinliğe ilk adım" evresidir. Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Ergenlik, bireyde çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin erişikin rolüne psikolojik ve somatik olarak hazırlandığı dönemdir.
Çocukluk çağı olarak adlandırılan yaşlarda, sosyal toplum bilinci (süperego) gelişmemişken, ergenlik dönemine giren gençlerde toplumsal kabullenilme, bir grubun parçası olma (süperego ve ego) kavramları gelişir. Vücut hormonlarından cinsiyet ile ilgili olan (sekonder cinsiyet hormonları) östrojen veya androjenlerin üretimi bu dönemde pik yaptığından ergen adayının psikolojisi sebepsiz değişimler gösterir. Genel olarak 12-20 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır.
Ergenliğe giriş yaşı; genetik (ailesel), ırk, sosyoekonomik şartlar (çocuk yaşta evlendirme, ağır bedensel yük altında çalıştırılan çocuklar) ve iklim gibi faktörlerden etkilenir. Bazı Zenci kabileleri ve eski Araplarda ergenlik iklimin etkisiyle daha erken başlarken Kuzey yarım küredeki Norveç, Finlandiya gibi az güneş alan soğuk bölgelerde ergenlik yaşı daha geçtir. Genel olarak kızlar erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle bu dönem ülkemizde kızlarda 10-12 yaşları arasında erkeklerde 12-14 yaşları arasında başlar. Ergenliğin sonuna doğru bu farkın kapandığı görülür.Ergenliğe giriş için kesin bir zaman yoksa da genel olarak kızlar 9-13 yaş arasında ve erkeklerden daha erken ergenliğe girerler. Bu nedenle yaşamın bu döneminde kızlar -erkekler kendilerini yakalayıncaya kadar- birkaç yıl erkeklerden daha uzun ve daha olgundurlar.
ERGENLİK DÖNEMİNİN BELİRTİLERİ      
Püberte ( Görünür ergenlik belirtileri ) kız çocuklarında 9 - 10 yaşlarında, erkeklerde ise 11 - 12 yaşlarında başlar. Biyolojik değişikliklerin tamamlanması ise 3- 5 yıl veya daha uzun sürer.
Ergenlik öncesi devrede erkek çocukta gelişmenin esas karakteri büyümedir. Bunu sağlayan faktör ise hormonaldir. Bu hormaonal sistemin organizatörü hipofizdir. Hipofiz beyin kaidesinde bir çukurun içine yerleşmiş fındık kadar bir organdır. 3 bölümdür. Her bölüm kendine özgü çeşitli salgılarla hem diğer salgı bezlerinin çalışmasını ayarlar, hem de organizmanın genel metabolizmasını düzenler. Ergenlik öncesi bu organın etkisi ile kemiklerde bir uzama ve kalınlaşma başlar . Çocuğun boyu uzar, omuzları ve göğüs kafesi genişler. Bu devrede testisler gelişir, testis volümü artar. Testislerin iki önemli görevi vardır. Birincisi yeni cinsin oluşmasını sağlayacak, cinsiyet hücresini yani sperm dediğimiz tohumu meydana getirmektedir. İkinci görevi ise erkeklik hormonu dediğimiz testosteronu salgılamaktır. Hormonun etkisi ile dış ve iç genital organlar ( penis, prostat ve sicula seminalisler ) gelişir, ses kalınlaşması, pubis, koltuk altı , yüz, kol ve bacaklarda kıllanma başlar. Bu hormon nedeniyle erkek çocuklarda boy uzaması ve adale gelişmesi kızlardan fazla olur. Erkeklerde genital gelişme ile beraber büyüme hızlanır. Androgenler kemik gelişmesini de hızlandırdığından bir süre sonra kemik uçlarındaki epifiz dediğimiz büyüme bölgeleri kapanır ve büyüme durur. Vücut ağırlığı 7-20 kg artar. Boyları 10-30 cm uzar. Ses çatallaşmaya başlayarak erkeğe has biçimde kalınlaşır. Deri yağlanır ve sivilce çıkar. Pubertal atılım adı verilen boyca uzama, hacimce irileşme başlar. Kas dokusu artarak vücuda iri erkeksi görünüm verir. Yüz, kollar, corpus penis (penis cismi) hariç genital alan, göğüs ve bacaklar erkeğe has biçimde tüylenir.
Kızlarda püberte dediğimiz seksüel olgunlaşma erkeklere göre daha erken, 9 - 10 yaşlarında başlar. Kızlarda;Vücut ağırlığı 6-18 kg artar. Boyları 10-20 cm uzar. Göğüsler belirginleşir (telarj), adet kanaması başlar (menarj), cinsel (genital) bölgelerde ve koltuk altlarında kıllanma meydana gelir (pubarj). Hormonal salgılar arttığı için deri yağlanır ve sivilcelenme olur. Overler (yumurtalık), foliküllerde her ay bir ovumu (yumurta hücresi) geliştirir. Yumurta, Ovaryum folikülünden, fallop tüplerinden biri aracılığıyla uterus a(rahim)geçer. Eğer bu yumurta bir spermle döllenirse rahme implante olur ve orada bir fetüs, plasenta ve fötal(fetal) membranlar gelişir. Yumurta döllenmezse "adet kanaması" (menarj) yolu ile vucuttan atılır. Overlerden östrojen yani dişilik hormonu salınmasıyla birlikte büyüme hızlanır, göğüsler büyür menstrüasyon dediğimiz aylık adet kanamalrı başler. ( Ortalama 12 - 13 yaş ) Pubis ve koltuk altında kıllanma oluşur. Bu hormonun etkisi ile kemik gelişmesi hızlanır, epifizler kapanır, büyüme tedricen durur. Adetler ilk oluştan sonraki 1 - 2 yılda düzensizlikler yaşanabilir. Kız çocuklarda daha erken olmak üzere seksüel olgunlaşmanın ilk işaretleriyle birlikte büyüme hızlanır. İlk adetten hemen evvel büyüme yavaşlamaya başlar, epifizlerin kapanmasıyla durur.
Uzun kemiklerde büyümenin durması kız çocuklarda 16 - 18, erkeklerde 18 - 20 yaşlarında tamamlanır. Bundan sonraki minimal boy uzamaları gövde büyümesine aittir. Bu arada da kilo gözle görünür bir biçimde artar. Kız çocuklarda kilo artması deri altı yağ dokusunun artmasına bağlıdır. Erkek çocuklarda ise adale kütlesi artar.
Pübertenin ortaya çıkışı ırk, genetik özellikler, sosya ekonomik düzey ve beslenme sistemiyle yakından ilişkilidir. Bu fizik değişiklikler yanında püberte çağı psikolojik gelişme çağıdır.
ERGEN BİREYLERDE GÖRÜLEN GELİŞİMSEL ÖZELLİKLER:
ZİHİNSEL GELİŞİM :
Ergenlik döneminde zeka, gelişmesini sürdürse de boy uzaması gibi birden sıçrama göstermez. Zekanın 15 16 yaşlarında doruğa ulaştığı sonra 20 yaşına kadar daha yavaş bir gelişme gösterdiği kabul edilmektedir. 12 yaşlarından başlayarak soyun düşünme yeteneği hızlı bir gelişme gösterir, yane bu dönemde kavramları kullanarak yeni karamlar ve düşünceler üretebilme yeteneği yaratıcı ve üretici düşünme biçimi gelişir.
DUYGUSAL GELİŞİM :
Bireydeki büyüme hızı çok yüksek olduğundan aşağıdaki durumlarda farklılıklar görülebilir:
-Aşık olma Mahcubiyetlik ve Çekingenlik
-Yalnız kalma isteği
-Çabuk heyecanlanma
-Huzursuzluk
-Tedirginlik
-Duyguların yoğun olması
-Hayalperestlik
-Tembellik
BEDENSEL GELİŞİM :
Büyüme ve gelişme döllenmeden başlayarak ergenlik dönemi sonuna kadar devam eder. Ergenlikte eller, ayaklar, kollar ve bacakların daha önce geliştiği görülür. Bazı çocuklar akranlarından daha önce ergenliğe girebilir ve beden gelişimlerini daha önce tamamlayabilirler.
ERGENLİK DÖNEMİNDE KİŞİLİĞİN GELİŞİMİ:
Ergenlik dönemi bütün gençler için aynı geçmiyor elbette. Bazı çocuklarda ergenlik belirtileri hiçbir zorluk yaratmadan oluşuyor. Ama bazıları derinden etkileniyor ve tam bir bunalım yaşıyorlar. Psikanaliz yöntemini bulan ünlü psikiyatrist Sigmund Freud´a göre genital dönem, yani ergenlik yılları, içgüdüsel enerjinin yeniden genital bölgede harekete geçtiği bir dönem. Freud, çocukluk süresince kurulmuş olan id, ego ve süperego arasındaki dengenin, yeniden bozulduğunu söylüyor. Cinsel dürtüler gencin, çocukluk döneminde yaşadığı fallik dönemdeki çatışmaları yeniden yaşamasına yol açıyor; ancak romantik ilişkiler bu kez aile dışında aranıyor. İnsan davranışları konusunda bir başka uzman olan Erik Erikson´a göre yetişkinliğe sağlıklı geçişin en önemli koşulu kimlik kazanma. Kimliğin oluşması süreci ergenlikten çok önce başlıyor ve önceki dönemlerde başarılı sonuçlar alınmış olması, yetişkin kimliğine geçişi de kolaylaştırıyor. Kimlik bunalımı özellikle gelişmiş kabul edilen ileri toplumlarda söz konusu. Bedeni, çok kısa bir süre içinde yetişkin görünümü alan ergen, artık çocuk gibi davranmayacağını anlıyor ve "Ben kimim?" "Yaşamdaki amaçlarım neler olmalı?" gibi sorularla kendini sorguluyor; geleceğe dönük kararlar alamaya ve benliğini oluşturmaya başlıyor. Toplum içinde kendi seçtiği ideolojiye uygun bir rol bulursa kimlik kazanıyor. Bunu başaramayan ergenlerdeyse kimlik krizi devam ediyor. Pek çok denemeyle bu kriz çözülmezse, ergen kimlik kargaşasına düşebiliyor ya da olumsuz bir kimlik geliştirebiliyor. Psikologlar, yaptıkları çalışmalarla ergenlerde 4 farklı kimlik statüsü olduğunu belirlemişler. Bunlar, erken bağlanmış, kargaşalı, kararsız ve başarılı kimlik statüleri. Erken bağlanmış kimlik statüsündeki ergenler, bir karar alma sürecinden geçmemiş, kimlikle ilgili tüm kararları genellikle ebeveynleri tarafından belirlenmiş gençler. Yetişkinliğe geçiş pürüzsüz ve çatışmasız yaşanıyor. Kargaşalı kimlik statüsündeki ergenlerse bir kriz yaşamıyorlar ve mesleki rol seçimiyle ilgili olarak da bir güdüleri bulunmuyor. Bunlar bir kimliğe bağlanmaktan tamamen kaçınma eğilimindeler. Karasızlarsa bir kimlik krizi yaşıyorlar; kaygıları yüksek ve karar alma süreci uzun süre devam ediyor; bu nedenle ergenlerin, kendileriyle en ilgili oldukları statü. Başarılı kimlik statüsündekiler ise kimlik krizini atlatmış ve kimliğe bağlanmayı gerçekleştirmiş ergenler. Ergenlikte görülen en yaygın davranışlardan biri, gençlerin kendi başlarına hareket etmek istemeleri. Bağımsızlığa gereksinim duyan gençler için ev, çoğu zaman anlaşılmazlığın ve çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlanıyor. Anne babanın çocuğun gözünde ideal olma niteliklerini kaybettiği dönem yine bu dönem. "Annem babam her şeyi bilir" düşüncesinin yerini yavaş yavaş "annem babam nereden bilecek, onların dönemi geçmişte kalmış, ben onlardan daha iyi bilirim" gibi düşünceler alıyor. Evde yaşanan çatışmalar çok sık ve şiddetli olmaya başlamışsa, gençlerin, kendilerinin istenmedikleri düşüncesine kapılmaları da mümkün. Bunun yanında ergenlik çağındakilerin, bedenlerinin yeni görüntüsüne henüz alışkın olmamaları, kendilerini mutsuz hissetmelerine neden olabilecek bir başka etken olarak karşımıza çıkabiliyor. Yeni görünüşleri, bürünmek istedikleri ideal görünüş olmayabiliyor. Kendilerini fazla uzun, fazla kısa, şişman, çirkin bulabiliyorlar. Bu da bazı gençleri dikkat çekmek ya da farklı görünmek isteğiyle giyimiyle, makyajıyla, saç rengi ya da biçimiyle öne çıkma çabası göstermeye itiyor. Ergenlik döneminde duygularda farklılaşma, iniş çıkışlar yaşanabiliyor. Gençler bir gün çok mutluyken, ertesi gün çok üzgün olabiliyorlar. Zaman zaman duygularını ve heyecanlarını denetleyememeleri de sık görülen bir durum. Ergenlik döneminde, genellikle kızlarda ve erkeklerde farklı olan ilk cinsel deneyimlerin de yaşandığı dönemler. Kızların kendilerini beğendirmeye çalıştığı, erkeklerinse pek tanımadıkları yeni bedenlerini kontrol etmeye çalıştıkları bu dönemde, utangaçlık ya da sıkı geleneklere bağlılık, bu konunun aile içinde ya da gençler arasında konuşulmasına engel oluyor. Bu da gençlerin dürtülerinden utanç duymasına ve hayallere sığınmasına neden olabiliyor. Çevreye olan ilgilerini kesip, kendilerini hayallere veren gençler, böylece mastürbasyon yapmayı keşfediyorlar. Mastürbasyon ya da kişinin kendi kendini tatmin etmesine dünyanın her yerinde yaygın olarak rastlanıyor. Yapılan araştırmalar, 15 yaşındaki erkek ergenlerin %80´inin, 20 yaşındakilerin %90´ının mastürbasyon yaptığını gösteriyor. Kızlarda 15 yaşında bu oran %17; 20 yaşında ise %30´a iniyor. Bu dönemde gençler sık sık yalnız kalmak istiyorlar. Psikologlar bu olaya çok fazla önem ve anlam yüklememek gerektiği görüşündeler. Rahatlama, rüya görmek şeklinde de olabiliyor. Gençler bu konuda cezalandırıldıklarında suçluluk, cinsel doyumsuzluk yaşayabiliyorlar. Ailelerin bunu normal bir davranış olduğunu kabul edip çocuklarıyla cinsel konularda daha rahat ve bilgilendirici konuşmalar yapmaları gerekiyor.
 ERGENLİK DÖNEMİNDE YAŞANABİLEN SORUNLAR VE  AİLELERİN YAKLAŞIMLARI:
İSYAN ETME VE ÇATIŞMALAR:
ANA babaların, çocukların geleceği hakkındaki kaygıları ve onların hayal ettikleri kişiliği kabul etmede zorluk çekmeleri, ergenlik çağındaki bireylerin sıkıntılarını arttırabiliyor. Henüz kendisini tanımayan, sevenleri tarafından da tam kabul görmeyen ergenler, bu dönemde oldukça hassas bir ruh haline giriyor ve kendilerini sürükleyen bir erişkinin ya da kontrol edemedikleri dürtülerinin peşinden gitmeye hazır oluyor, ayrıca bedenlerindeki değişikliğe önem verdiklerinden, kolaylıkla aşırılıklara kapılabiliyorlar. Genç kızlarda, organik bir rahatsızlık olmaksızın psikolojik kökenli iştahsızlık ortaya çıkabiliyor, karmaşık psikolojik nedenlerden (şişmanlama korkusu, cinsellik ya da kadınlıkla ilgili endişeler gibi) yemek yiyemez hale gelebiliyorlar. Tam tersine, karşı konulmaz bir yemek ihtiyacı, oburluk dönemleri iştahsızlık dönemini izleyebiliyor. Bu davranışlar nedenini kavrayamayan aileyi endişelendirmeye başladığında ilginin ve emirlerin artması çatışmaya neden olabiliyor. Aslında bu davranışlar çoğu zaman geri planda olup bitenlerin bir göstergesi niteliğinde. Ergen bireyin davranışlarındaki değişimi olduğu kadar, bu davranışlar aracılığıyla ortaya atılan çağrıyı da anlamak gerekiyor. Hızlı bir bedensel gelişme içinde oldukları için bu durum enerjilerini tam olarak kullanamamalarına neden oluyor. Tüm enerji bedene yansıyor ve yaşanan çatışmalar sonucu isteksizlik oluşabiliyor.Yine bu dönemde bazı ağrılar ve sızılar da ortaya çıkabiliyor.Bütün bu durumlar, gençlerin derslerine da yansıyabiliyor;bu da ilkokulda elde edilen başarıda düşüşe neden olabiliyor.Uzmanlar, bununla başa çıkmanın çok önemli olduğunu ,bu başarısızlık durumundan kaygı duymamak gerektiğini vurguluyorlar.Önerdikleri çözüm ,bunun geçici olduğunun unutulmaması. Bu dönemde isteksizliğe bağlı olarak can sıkıntısı da oluşabiliyor ve can sıkıntısı uzun sürebiliyor. Yine benzer biçimde huzursuzluk da yaşanan diğer duygulardan biri.Bunun nedeniyse, bedendeki değişimler.Sürekli olarak bir şeylerle ilgilenme, meşgul olma isteğinin söz konusu olduğu bu devrede, aynı zamanda isteksizlik yaşanması ve beraberinde gelen başarısızlık, gençleri bu kısır döngüye sokabiliyor.Bu noktada uzmanlar uyarıyor: Hayata karşı soğukluk duyan , başarısızlıklardan ve çatışmalardan yorulan gençler bir çıkış noktası olarak intiharı görebiliyorlar.Bu büyük ölçüde başka bir hayat yaşama arzusunun bir göstergesi olarak algılanıyor. İntihar, kendine karşı ya da çevresine karşı bir şiddet davranışı olarak düşünülebileceği gibi, gerçek hayattan ve hayatın zorluklarından bir kaçış yolu olarak görülebiliyor. Sıkıntılardan kurtulmanın bir başka yolu olarak uyuşturucu maddelerin kullanılması, sigara, alkol gibi alışkanlıkların edinilmesi, bu yıllarda görülebilecek başka davranışlardan. Gençler bir dönem sıkıntılarından, sorumluluklarından ya da geleceğe olan güvensizliklerinden kaçma ve bir teselli olarak sahte bir rahatlama yaratacak maddelere bağımlı olma eğilimlerine girebiliyorlar. Bağımlı olma eğilimine girebiliyorlar. Bağımlı hale getiren tüm uyuşturucu alışkanlığı olan gençlerin pek çoğunun ana-babalarıyla diyalog esikliği yaşayan ,sevgiye gereksinim duyan gençler arasından çıktığına işaret edip, anne babaları bu konuda uyarıyorlar.Şu bir gerçek ki, ergenlik döneminde bireylerin geliştirdiği soyut düşünce , onların günlük davranışlarını etkiliyor.Kendileri ve dünya hakkında daha fazla düşünen gençler, 13-15 yaşları arasında daha tartışmacı, idealist ve eleştirici davranıyorlar.Bununla birlikte kendilerinin ve başkalarının soyut bakış açılarını değerlendirmekte zorlandıkları için yeni bir benmerkezci eğilim içine girebiliyorlar.Kendi düşünceleri, duyguları ve davranışlarıyla aşırı ilgili oluyorlar.Kendileri ve diğerleri arasındaki ilişkilerle ilgili olarak da iki önemli çarpıtma yaşıyorlar: Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili olmalarının ötesinde, diğerlerinin de kendileriyle ilgilendiklerini düşünmesi ve devamlı olarak bir sahnede , herkes kendilerini izliyormuş gibi davranmaları. Diğeriyse, kendi önemlerini abartmaları ve kendilerini özgün olarak algılamaları sonucu, başkalarının başına gelenlerin kendi başlarına gelmeyeceğini düşünmeleri. Bunun sonucu olarak da alkol ve uyuşturucu alma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma gibi riskli davranışlara girmekten sakınmayabiliyorlar. Ebeveynlerin çocuklarına yakın bir tutum izlemesi, bu sorunun çözümü için de en iyi yol olarak öneriliyor.
 ARKADAŞLIKLAR VE YALNIZLIKLAR :
Ergenlik döneminin en büyük korkusu olduğu kadar, kimi zaman en büyük gereksinim duyulan şeyi de yalnızlık. Gençler kendilerini yalnız hissetmek için çeşitli gruplara girmek istiyorlarsa da, aslında çoğu zaman yaşadıklarını anlamak ve kendilerini dinlemek için yalnız kalma gereksinimleri de var. Bunu en güzel simgesi, dışarı ses vermeyen kulaklıklarıyla gençlerin çok sevdiği ´walkman´´ya da ´´ipod´´benzeri müzik çalıcılar. Kulaklarına kulaklıklarını geçirip müziğin arkasına saklanan gençler, bu yolla kendilerin gerçek dünyadan soyutlayıp, zorlukların olmadığı bir dünyaya sığınabiliyorlar. Yine bu dönemde edinilen arkadaşlıklarsa aha hatırlanan, hatta uzun yıllar devam edebilen arkadaşlıklar olabiliyor. Yakın arkadaşlıklar ergenlerin kendilerini ve diğerlerini anlamalarını, ergenlikteki stresle baş etmeyi ve okula uyumu kolaylaştırıyor. Ergen grupları, konuşma tarzları, giyimleri ve davranışlarıyla birbirlerinden ve yetişkinlerden ayrılıyorlar.Bu gruplar, ergenin kendine uygun bir ´´kendilik´´duygusu oluşturmasında aileden bağımsız bir ortam sağlıyor.Ergenlikte grup baskısına uyma, çocukluk ve yetişkinliktekinden daha fazla olduğu için arkadaşlıklar riskli davranışlar için güdüleyici olabiliyor. Bu da gençlerin iyi arkadaşlar edinmesinin ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Ergenlikte, gençlerin yeni bir kimlik edinmeleri birçok etkenin sonucu gerçekleşiyor.Gençler yetişkinliğe ulaştıklarında, adeta yeniden doğmuş biri, ya da kozasından çıkmış bir kelebek gibi, çocukluk dönemlerine kıyasla bambaşka bir kişi haline gelmiş oluyorlar. Ergenlik dönemi, bütün erişkin bireylerin yaşadığı bir dönem. Bu dönemde gençlerin gereksinim duydukları şey, anlayış ve sabır.Kendini bulma yolunda bir gence, anababalarının verebileceği en büyük şeyse sevgi ve destek.Bu dönemdeki gençlerin, kendi kanatlarıyla uçmak isteyen ,dünyayı zorluklarla dolu olsa da tanımak isteyen kişiler olduklarını unutmayalım.Her doğum süreci sancılı geçer.Ergenlik dönemi de çocukların, yetişkinlerin dünyasına doğdukları bir süreç.Bu süreci aşmanın anahtarıysa anlayış.Ergenlik, insanlarda meydana gelen "yetişkinliğe ilk adım" evresidir. Ergenlik, çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasındaki geçiş dönemidir. Ergenlik, bireyde çocuksu tutum ve davranışlarının yerini yetişkinlik tutum ve davranışlarının aldığı, cinsiyet yetilerinin kazanıldığı, bireyin erişkin rolüne psikolojik ve somatik olarak hazırlandığı dönemdir.
Çocukluk çağı olarak adlandırılan yaşlarda, süperego gelişmemişken, ergenlik dönemine giren gençlerde toplumsal kabullenilme, süperego ve ego gelişir. Genel olarak 11-24 yaş arası ergenlik dönemi olarak adlandırılır. Ergenliğe giriş yaşı; genetik , sosyoekonomik şartlar ve iklim gibi faktörlerden etkilenir. Ergenlik çocukla yetişkinlik arasında kalan bir ara dönemdir. Duygusal oluşumların, zihinsel değişimlerin ve fiziksel olgunluğun bir biçimidir. Ergenler bu dönemde kendi kimlik arayışları içine girerler. Ergenin somut yapısı ile ilgili olarak en önemli gelişmeler boy ve ağırlık artışı, iskelet ve kas gelişimi, iç salgı sistemindeki gelişme ve çeşitli organlarda görülen büyümelerdir.
ERGENLİK DÖNEMİNDE AKRAN İLİŞKİLERİ NASIL GELİŞİR? 
Akran ilişkileri ergenlik döneminde ayrı bir özellik kaza­nır. Kızların arkadaşlarından beklentileri daha yüksektir. Da­ha fazla bağlanır ve yakınlaşırlar. Arkadaşlarıyla daha sıkı iliş­ki kurar, onların dert ortağı olur ve sorunlarını paylaşırlar. Erkekler ise daha çok gruplar halinde arkadaşlık kurarlar, kızlara göre daha az duygu paylaşımları vardır.15-18 yaş dönemi olgunlaşmanın hemen hemen tamam­landığı dönemdir. Bu dönemin en önemli konusu cinsel kimlik gelişimidir. Ergen, karşı cinsle ilişki kurmak, karşı cin­si tanımak ister. Aynı zamanda da karşı cinsle ilişki kurmak­tan korkar ve tereddüt eder. Beden gelişiminin tamamlan­masıyla birlikte her iki cins de kendilerini erkek veya kadın olarak tanımaya başlarlar ve karşı cins arkadaşlıklar daha önem kazanır.Akran ilişkilerinde en önemli sorun ergenlerdeki fiziksel gelişimin farklı olmasıdır. Daha erken gelişen erkek çocuklar, fiziksel olarak daha güçlü ve popüler olurken, daha geç geli­şenler çocuk muamelesi görürler. Bu nedenle karşı cinsle iliş­kilerinde güvensiz ve çekingen olurlar. Bu kendine güvensiz­lik, ergenlik döneminin sonunda ortadan kalkar. Kızlarda ise tam tersi durum vardır, erken gelişen kızlar kendi akranlarıy­la arkadaşlık etmekte güçlük çekerler ve kendilerinden büyük erkeklerle arkadaş olurlar. Bu tür arkadaşlıklar, cinsel deneyim ve madde kullanımı gibi deneyimlerin yaşanma riskini ar­tırır. Araştırmalar ergenlerin karşı cins arkadaş seçimlerinde ailelerinden yeterli desteği görmediklerini ortaya koymuştur. Özellikle kız çocuklarının erkek arkadaşlarının aileleri tarafın­dan desteklenmemesi, kızların daha baskı altında olduğunu göstermektedir. Bu durum kırsal kesimde ve alt sosyoekono­mik düzeyde daha bariz olarak karşımıza çıkmaktadır.Ergenlik döneminde yaşının olgunluğuna ulaşamamış er­genlerde, ruhsal sıkıntılar ve cinsel kimlik sapmaları gözlene­bilir. Aslında homoseksüelliğin kökleri ergenlikten çok önce­sine dayanır, hatta temelinin anne karnındaki hormonların durumuna göre atıldığı yönünde araştırmalar vardır. Ancak ergenlikte veya ergenlik öncesinde yaşanmış cinsel tacizler, er­keklerde homoseksüel korkuların ortaya çıkmasına neden olur. Bu korkuları olan gençlere, bu korkuların homoseksüel­lik anlamına gelmediği, kendi kaygılarından kaynaklandığı an­latılmalıdır. Kızlardaki korkular, daha çok kızlık zarıyla ilgili­dir. Kızlara mutlaka anneleri veya hala, teyze gibi yakın akra­baları cinsellik konusunda bilgi vermeli ve çocuğun yanlış bil­gi ve inanışlara kapılmasına engel olunmalıdır. Spor ve çeşitli sosyal aktivitelere yönelme, ergenlik döneminin kendine özgü sorunlarının üstesinden gelme de gençlere çok yardımcı olur.18 yaşından başlayıp 20′li yaşlarda devam eden gelişim döne­mi geç ergenliktir. Artık psikolojik olgunluğa erişip, erişkin bir birey olunmuştur. Bu dönem ergenlik boyunca öğreni­len, gözlenen, deneyim kazanılan doğru ve yanlışların har­manlanarak kişiliğin oluştuğu dönemdir. Ergenler bu dö­nemde artık kişiliklerini oluşturmuş, toplum içinde sorunla­rı üstlenebilecek sorumluluğa sahip bireyler olurlar.
ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ CİNSEL SORUNLAR :
Genellikle ilk adet görme kızlarda psikolojik bir etki yaratabilir. Bunun normal olduğunun bilinmesi korku duygusunu azaltabilir ve paniğe kapılmasını önleyebilir. Bir çok genç kız attıkları adımdan dolayı mutlu olurlar ama hiç bir önlem alınmamışsa bir hastalığa yakalanmış olmaktan korkabilirler. bir çok kız çocuğu bu durumdan sıkılır ve utanır ve bu durum okula gitmek istememe ve asosyal davranışlar sergilemeye kadar varabilir. Cinsel gelişim erkelerde ise 11 12 yaşlarında başlayan kilo artışının bu dönemdeki gelişim sürecinde normal olduğunu kabullenmekte sıkıntılar yaşayabilir. Bu görüntülerinden utanç duyabilir ve arkadaşları tarafından alay konusu olmaktan çekinirler.
CİNSEL EĞİTİM Günümüz toplumlarında uzun bir eğitim süreci cinsel dürtü ve isteklerin yıllarca baskı ve denetim altında alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle aşırı denetim ve baskı cinsel yaşamın tabulaştırılması gibi durumlar kişilikte olumsuzluklara ve ruhsal sorunların oluşmasına sebep olabilmektedir. Çocuklar yaşları ilerledikçe ve cinsel kimlikleri oluşmaya başladıkça çevrelerindeki çeşitli olaylara tanık olduklarında merak ve ilgileri bu yönde artacak ve cinsellikle ilgili sorular sormaya başlayacak veya cinsellikle ilgili konularda detaylı araştırmalar yapmaya başlayacaktır. "Ben nasıl doğdum","Nerden geldim" gibi sorular soran bir çocuğa Annenin karnında büyüdün ve oradan doktorlar seni aldı demek yeterli olmaktadır. Buna bağlı sorular sorulduğu zaman gerçeklere uygun ancak yalın bir açıklamayla bilgi verilmelidir.
ERGENLİK DÖNEMİ RUHSAL SIKINTILARI: 
Bu dönemde depresyonlarda artış görülür. Özgüven problemi, karşı cinsle ilgili yaşanan problemler, okul ve aile içi problemler buna sebebiyet verebilir. Genellikle kısa süreli yaşanır ve müdahale gerekmez. Ergen kendini üzgün ve kötü hissediyordur; ancak günlük hayatına devam edebilir. Gerçek depresyonlarda ise intihara kadar varan düşünceler geliştirmiş olabilir ergen. Kendini büsbütün değersiz hissediyordur. Bunun sebepleri arasında; yakınlarını üzmek, ölümü merak, yalnızlık duygusu, çocukluktan gelen sevgi yoksunluğu, ölüm-ayrılık vb. gibi travmatik süreçler vardır. Bunlar dışında ergen zaman zaman öfke patlamaları yaşayabilir. Bu esnada onunla konuşmaya çalışmak anlamsızdır. Sakinleşmesini beklemek gerekir. Yeme bozuklukları ise bir başka sorundur. Özellikle çok yemek yeme veya yemeği reddetme ve sürekli, kilolu olduğunu düşünme ergende aşılması gereken sorunlardandır.  
ERGENLİKLE İLGİLİ BAZI SORULAR VE CEVAPLARI
-Ergenlik kaç yaşında ve nasıl başlar ?
Ergenlik belirtileri kızlarda 8-13 yaşlar arasında (ortalama 11-11.5 yaş), erkeklerde 9-14 yaşa arasında (ortalama 11.5-12 yaş) başlar. Ergenlik belirtilerinin başlaması ve ilerlemesi kızlar ve erkekler arasında farklılık gösterir. Genel olarak ergenlik kızlarda memelerin, erkeklerde testislerin (yumurtalıkların) büyümesi ile başlar. Kızların %15’inde ilk bulgu genital bölgede kıllanma, nadiren de adet kanamasının başlaması olabilir. Erkeklerde testis büyümesini farketmek zor olduğundan genital kıllanmanın ilerlemesi ile ergenlik değerlendirilir.  
-Ergenliğin başlangıcında kızlarda tek taraflı meme gelişimi olması normal midir ?
Bazen kızlarda ergenlik tek taraflı meme büyümesi ile başlar ve diğer memede büyümenin başlaması 6 ayı bulabilir. Bu durum normaldir. Bununla birlikte memeler arasındaki bu gelişim farklılığı daha uzun sürer ve çok belirgin olursa bir hekime başvurmak gereklidir.
-Ergenliği başlatan olaylar nelerdir ?
Ergenlik, beynin hipotalamus-hipofiz adı verilen bölgesinden salgılanan hormonların etkisiyle başlar. Bu hormonları salgılayan hücreler ergenlik yaşına kadar “uykudadırlar”. Bu hormonlar kızlarda overleri, erkeklerde testisleri uyararak cinsiyet hormonlarının(kadınlarda östrojen, erkeklerde androjenler) salgılanmasına neden olurlar. Cinsiyet hormonları ise her cinse özgü fiziksel özelliklerin (meme büyümesi, genital bölgelerde kıllanma, erkek tipi kas gelişimi gibi) oluşmasını sağlar.
-Ergenlik başladıktan sonra nasıl ilerler ?
Ergenlik döneminde kız ve erkek çocuklarda kendi cinsiyetlerine uygun fiziksel değişiklikler olur. Bu değişiklikler belli bir sıra ile olur ve ergenlik dönemi 5 evrede tamamlanır.

  ORTALAMA BAŞLAMA YAŞI
PUBERTAL GELİŞME Erkekler Kızlar
Meme gelişimi - 11.2
Testis büyümesi 11.6 -
Genital kıllanma başlaması 13.4 11.7
Büyüme patlaması piki  14.1 12.1
Adet Kanaması Başlangıcı - 13.5
Erişkin tipi genital kıllanma  15.2 14.4
Erişkin tip meme gelişimi     - 15.3


Genel olarak kızlarda meme gelişiminden sonra genital bölgede ve koltuk altlarında kıllanma ve sonraki 2 yıl içinde adet kanaması başlar. Adet kanaması 10-16 yaş arasında(ortalama 12.8 yaş) başlayabilir ve genellikle ilk yıllarda düzensiz kanamalar olur.  Ergenlik belirtileri başladıktan sonraki 1 yıl içinde hızlı boy uzaması olur ve buna “büyüme patlaması” denir. Kızlar bu dönemde yaklaşık 25 cm uzarlar. Genel olarak adet kanaması başladıktan sonra kızların boyu 5-6 cm kadar uzar.
Erkek çocuklarda ergenlik testislerin(yumurtalık) büyümesi ile başlar ve daha sonra genital kıllanma, penis boyutlarında büyüme, erkek tipi kas gelişimi ve daha geç dönemde sakal ve bıyık bölgesinde kıllanma ile devam eder.Erkeklerde “büyüme patlaması” kızlara göre daha geç dönemde olur ve ergenlik döneminde boyları 28 cm kadar uzar. Erkek çocuklarda ergenliğin ortasında “cinsel boşalma” olabilir. Ergenlik dönemi sonunda kızlar ve erkekler üreme yeteneği kazanırlar.
-Ergenliğin erken başlaması ne demektir ?
 Genel olarak kızlarda 8 yaşından erkeklerde 9 yaşından önce ergenlik belirtilerinden birisinin veya birkaçının birlikte başlaması erken ergenlik olarak kabul edilir. Erken ergenlik meme gelişiminin erken olması şeklinde kızlarda daha sık görülür. Bunun yanında tek başına genital kıllanma veya adet kanaması şeklinde de erken ergenlik başlayabilir. Kızlarda bu şekilde görülen erken ergenlik genellikle hormonal kaynaklı değildir. Bununla birlikte erken ergenlik bazen önemli bir hastalığa bağlı olabilir veya hemen tedavisi gereken özelliklere sahip olabilir. Bu nedenle bu tür sorunu olan çocukların çocuk endokrinolojisi uzmanlarına gönderilmeleri gereklidir.
Erkeklerde erken ergenlik daha seyrek görülür ve genellikle önemli bir neden bağlıdır. Böyle erkek çocukların vakit geçirilmeden hekime götürülmeleri gereklidir.
-Ergenliğin geç başlaması ne demektir ?  
Ergenliğin kızlarda 13, erkeklerde 14 yaş tamamlandığı halde başlamaması durumunda gecikmiş ergenlikten sözedilir. Ergenlik gecikmesi erken ergenliğin tersine erkek çocuklarında sık görülür. Ergenlik gecikmesi olduğunda bu durum ya geçicidir ( bir süre sonra ergenlik kendiliğinden başlayacaktır) ya da kalıcı bir bozukluk söz konusudur. Kalıcı bozukluk olduğunda HİPOGONADİZM’den sözedilir. Kızlarda 16 yaşına kadar adet kanaması olmamışsa mutlaka kalıcı bir bozukluk vardır. Bu nedenle kızlardaki ergenlik gecikmesi ciddiye alınmalı ve mutlaka çocuk endokrinolojisi uzmanlarına başvurulmalıdır. 
Erkeklerdeki ergenlik gecikmesi ile birlikte boy kısalığı da vardır  ve genellikle geçici özelliktedir. Bu çocukların kemik yaşları geridir, bu nedenle de büyüme basamaklarını geriden çıkarlar ve ergenliğe geç girerler. Bu çocukların yakın akrabalarında da benzer sorunlar vardır. Ergenlik gecikmesi olan erkek çocukların büyüme ile uğraşan hekimler tarafından izlenmesi gereklidir.
-Ergenlik gecikmesi olan erkek çocukları ne zaman tedavi edilmelidir ?
Erkek çocuklarda ergenlik gecikmesi sık olmayarak kalıcı bir bozukluğun sonucu olabilir. Bu nedenle 14 yaşını geçtiği  halde ergenlik belirtileri başlamayan çocuklarda bazı hormonal tetkikler yapılır ve kemik yaşları değerlendirilir. Bu tetkikler ile belirli bir neden bulunamayan ve ailesinde ergenlik gecikmesi olan çocuklara bir süre erkeklik hormonu (testesteron) verilmesi gereklidir. Bunun için çocukların kemik yaşlarının en az 12 yaş olmasına dikkat edilmelidir. Bu tedavinin amacı çocukların ergenliğe girmesini hızlandırmaktır. Belli bir süre sonra (3-6 ay) hormon tedavisi kesilir ve çocukların kendiliğinden ergenliğe girmesi beklenir. Böyle bir tedavinin mutlaka çocuk endokrinolojisi uzmanlarınca yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
-Ergenlik döneminde erkek çocuklarda meme büyümesi olması normal midir ?
10-16 yaş arasındaki erkek çocukların %40’ından fazlasında geçici meme büyümesi olmaktadır. Buna tıp dilinde “jinekomasti” denilmektedir. Bu durum en sık 14 yaş civarında görülmektedir. Ergenlik dönemindeki erkek çocuklarda görülen meme büyümesinin nedeni belli değildir. Bu çocukların meme dokusunun östrojen denilen ve meme dokusunu büyüten hormona karşı hassas olduğu ileri sürülmektedir. Bu dönemdeki meme büyümelerinin % 75’i ilk 2 yıl, %90’ı 3 yıl içinde kendiliğinden küçülür. Geri kalan % 10’ununda meme dokusu hem büyük, hem de uzun sürede küçülmeyebilir; bu durumda tıbbi veya cerrahi tedavi gerekebilir.  Bu nedenle ergenlik döneminde görülen meme büyümesini bir hastalık olarak kabul etmemek gereklidir.
-Ergenlik çağını yaşayan gençlerin yaşadıkları çevre ve sosyoekonomik koşulların ne gibi etkileri vardır?
İnsanoğlu diğer bütün canlılardan farklı olarak, yaşadığı yerin kendisine verdikleriyle yetinmemiş, yaşadığı yeri kendisinden bir şeyler katarak yönlendirmiştir de. Hem tabiata hem de kendi etkilerinin sonuçlarına uyum çabası insanlık tarihinin başından beri süregelmiştir. Bu yolla bilgi ve kültür gelişmiş, yüzyıllardır birbirine eklenerek bugünkü komplike halini almıştır. Yönlendirme davranışı, bu manada sadece yaşadığı yeri değil, kendini ve doğal olarak gelecek nesilleri biçimlendirmede de etkili olmuştur.
İnsanın; diğer canlıların aksine basit yaşamsal uyumlarla sınırlı olmaması, bilgiyi üretme, uygulama ve gelecek kuşaklara aktarma becerisi, gezegenin kaynaklarını yönetme hakkını da eline almasını sağlamıştır. Bununla beraber kavimler halinde yaşayan insan gruplarının birbirleriyle ilişkilerinde ve kendi içlerindeki dinamikleri de geçmiş nesillerden aktarılan bilgilerin sosyal yapılanmalarına yansıması olarak ortaya konmuştur. Yansımalar ne olursa olsun biyolojik ortaklıkların ve sosyal yapılarının etkileşimi ortak kaygıları da beraberinde getirmiştir. Dünya üzerinde sadece insanın geçmişle ve gelecekle ilgili kaygıları vardır. 
- Ergen çatışmalarının temelinde yatan temel dinamik nedir?
Ergenlik çatışmalarının temelinde yatan en önemli dinamiklerden birisi güven-güvensizliktir. Bir de bunun somutlanmaya çalışılan durumları; beğenme-beğenmeme, beğenilme-beğenilmeme, başarma- başaramama gibi. Esas olan ise tanımak ve tanımlamak süreci içinde kendini ifade başkalarını anlamaya çalışma gibi durumlardır. Değişen durumlara uyum çabası da başka önemli bir dinamiktir.
-Ergenlik dönemini yaşayan gençte aile kavramı nasıl algılanır?
Ergenler, anne-baba-kardeşleriyle de problemler yaşarlar. Ergen ailesiyle çatışabilir. Çatışma nedenleri genellikle arkadaşlık ilişkileri, akademik başarı, bağımsızlık istekleridir. Ailelerinin yaptıkları yönlendirmelere, uyarılara karşılık olarak tepkisel davranışlar gösterebilirler. Bu dönemde ergenler bağımsız olmak isterler. Anne babalarıyla ilişkilerinde bağımlılık giderek azalır. Ancak tümüyle bağımsız olmaya da hazır değillerdir.
-Ergenlikte aileden arkadaşlara doğru kayma eğilimi normal bir süreç midir? Bunu neler tetiklemektedir?
 Son derece doğal bir süreçtir ve yaşanması da sakıncalı değildir. Ailenin buradaki rolü güvensizlikle dışa açılımı durdurmak değil olumlu arkadaşlık ilişkilerini de desteklemek olmalıdır.
Ergenin arkadaşları ile ilişkileri hayatında çok önemli bir yer tutar. Ergenliğin ilk yıllarında kızlar kızlarla, erkeler erkeklerle iletişim kurarlar. Kızlar genellikle aynı ortak zevkleri olduğu kız arkadaşları ile uzun uzun sohbetler yaparlar. Ergenlik döneminde kızlar erkekler, erkekler de kızlar için merak konusudur. Ancak karşı cins ile iyi arkadaşlıkların gelişmesi biraz daha ileri yaşlarda gözlenir. Bu yaşlarda kızlarla erkeklerin arkadaşlıkları, kendilerini ve karşı cinsi tanımaları, olayları değerlendirirken farklı bakış açılarına sahip olmaları bakımından önemlidir.
-Ergenlerde baş gösteren marka tutkusu neyi ifade eder?
Sosyal statü ediminin bir şekilde kişilik göstergesiymiş gibi yansıtılmasıdır. Kendisini daha kaliteli sunabilmek amaçlı ve dejenere modernitenin tüketim biçimi ile kendini ifade biçimidir.
-Ergenlikte doğru bireyselleşme nasıl yaşanmalıdır?
Ergenlikte doğru bireyselleşme en kısa şekliyle; bir kişilik vizyonuna sahip olma, bu vizyona uygun hedef yapılandırması, hedefe yönelik strateji geliştirme ve alternatiflendirme ve son olarak da kişilik kaynaklarına yönelik farkındalığı güçlü tutarak bunları uygulamaya dökebilmektir.
 -Kötü alışkanlıkları merak etme ve deneme dönemi diyebilirmiyiz ergenlik dönemine?
Kesinlikle denebilir. Bu dönemde ergen bir çok etkiye maruz kalacak kadar korunmasız ve tecrübesizdir ve yetişkin denemeleri olarak adlandırabileceğimiz şekilde alkol, sigara hatta madde kullanımını dahi deneyebilirler.Evden kaçmanın yaşanması nelerin göstergesidir?
Daha çok genç insanların girişimi gibi görünen evden kaçma olgusuna bireysel bağlamda baktığımızda ortaya kimlik arayışında olan, sosyal yargılamaları zayıf, zorluklarla baş edebilme mekanizmaları son derece eksik, tecrübesiz ve donanımsız insanların sorunlu kişilik yapılanmalarına uygun bir zemin ve istismara açık kişilikler olabilmeleri riskleri çıkacaktır ki bu buzdağının görünen yüzüdür. Buzdağının görünmeyen yüzünde ise bu sağlıksız yapılanan ve istismara açık kişiliklerin yöneldikleri agresyon ve sınır zorlamaları nedeniyle güven duygusunun zedelendiği, kuralsız ve yıkıma dayalı tepkisel davranışların kolayca ortaya dökülebildiği ve suça karşı zaafları olan sosyal yapılanmalar vardır. Genel olarak evden kaçmanın çok yaşandığı sosyal yapılarda sosyoekonomik düzey düşük, eğitim seviyesi ise alt düzeydedir. 
ANNE- BABALARA DÜŞEN GÖREVLER NELERDİR?
Anne babalar ergenlerin ayrı birer kişilik olduklarını kabul etmeli ve  kendi kimliklerini ortaya koymalarına izin vermelidirler. Bu tarzda yaklaşılmayan genç, arkadaş veya çeşitli topluluklara dahil olarak kendini kabul ettirmeye çalışır ve kendisiyle uyuşmayan görüş veya davranışları benimseyebilir. Bu dönemde gençler sorunlarının çözümünün bir önderle bütünleşmek geçtiğine inanır ve onu ararlar, onun yol göstermesiyle kendini tekrar baştan yaratabileceğini düşünür.
Ailesiyle iyi iletişim kuramayan, çocuklarının önüne ulaşılamaz hedefler koyan ailelerin çocukları gençler öç alıcı bir şekilde ters kimlik seçerek toplumsal beklentilerin tam karşıtı bir kimlik edinebilirler.
Ebeveynlere düşen görev gençlerin yaşadıkların normal gelişim süreçlerinin bir parçası olduğunu görmek ve soğukkanlı yaklaşmaktır. Eğer ergenlik çatışmaları çok yoğun yaşanıyor ve tüm uğraşılara rağmen iletişimde zorluk yaşanıyorsa bir uzmandan destek almak faydalı olacaktır. -Ergen her şeyden önce anlaşılma ve değer görme duygusunu yaşamalıdır. Bu nedenle ebeveynin bu duyguları yaşatma adına söz ve davranışları konusunda hassas olması gerekir. Aksi takdirde ergen bu duygularını tatmin adına farklı çevrelere ihtiyaç duyacaktır. -Ergenle fikir alışverişleri yapılmalı; ergen, aile konuları dışında tutulmamalıdır. -Çeşitli sorun ve konularda ergen objektif bir biçimde saygıyla dinlenmeli ve ortak paydalar bulunmaya çalışılmalıdır. -Nasihatler genellikle işe yaramaz, sadece ergenin o an ebeveyni dinlemesini sağlar, uzun vadede çözüm değildir. -Ergenin arkadaşları eleştirilmemeli, ebeveyn bu konuda ergenin arkadaşlarını tanıma yoluna gitmeli ve bunu çocuğuna hissettirmelidir. Akabinde şayet hoş olmayan bir durum varsa bu, ergenle paylaşılabilir. Fakat tanımadan eleştirmek ergenin ebeveynini haksız bulmasından başka bir işe yaramaz. -Sevgi eksik edilmemelidir. -Evdeki genel ortamın gergin olmamasına dikkat edilmelidir.          

                                              

 Yayın:12.12.2012 - Güncelleme:12.12.2012 - 08:47