Şevket Bulutun Hayatı Yazar Şevket Bulut´u Tanıyalım

Yazar Şevket Bulut´u Tanıyalım

Şevket Bulut

Hayatı:                    

          Şevket Bulut, 31 Temmuz 1936 tarihinde Kilis’te dünyaya gelmiştir. Babasının adı Mehmet, annesininki Meryem’dir. II.Dünya Savaşı dolayısıyla babası askere alınan Bulut, ailesiyle beraber 1944 yılında Sapkanlı köyüne taşınmıştır. Köy hayatına dair ilk intibalarını burada edinen Şevket Bulut, köyü ve köylüyü yakından tanıma imkânı bulmuştur. Babası 1946 yılında çok genç yaşta mide kanamasından vefat etmiştir. İlkokulu 1951 yılında bitirdikten sonra Devlet Yatılı Sınavı’nı kazanan Bulut, Adana Yapı Enstitüsü’nde öğrenimine devam etmiştir. Okul yıllarında kitap okumaya olan ilgisi giderek artan Şevket Bulut, Doğu ve Batı klâsiklerinden pek çok kitabı bu dönemde okumuştur. Okulun edebî faaliyetlerinde ve kültürel çalışmalarında da görev alan Bulut, metnini kendisinin hazırladığı piyesleri arkadaşlarıyla beraber sahneleyip oynamıştır. Bu yıllardan itibaren edebiyata aşina olan yazarın bazı mahallî gazetelerde şiirleri yayınlanmaya başlamıştır. Çocukluk ve gençlik yıllarında çorapçılık, gazete satıcılığı, duvarcılık ve sıvacı ustalığı, fayans ve karo imalatı ve alçıdan kartonpiyer yapımı gibi mesleklerde çalışmıştır. Annesi 1952 yılında vefat edince iki kardeşiyle birlikte anneannesinin yanına sığınmıştır. Bu yıllarda minarecilik ve yontuculuk mesleklerini dedesinden öğrenmiştir. 1957-1959 yılları arasında Erzurum Tekniker Okulu’nda okuyup inşaat teknikeri olmuştur. Erzurum’un meşhûr kültürel mekânlarından “Âşıklar Kahvesi” ne devam eden Bulut, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’la tanışmıştır. Bu tanışma Bulut’un edebî hayatını önemli ölçüde etkilemiştir.   

          Bulut, stajını Devlet Demir Yolları’nın Kars –Sarıkamış yöresinde inşâ ettiği “Büyüktünel” inşaatında yapmıştır. Okuldan 1959 yılında mezun olduktan sonra Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürlüğü’nde tekniker olarak görev almıştır. Yazar, 1970 yılında Kahramanmaraş Bayındırlık Müdürlüğü’nde çalışmaya başlamıştır. Bu dönemde görevi nedeniyle birçok ilçe ve köyü gezip görme imkânı bulan Bulut, meşhûr aşıklarla tanışmış; Abdurrahim Karakoç, Hayati Vasfi Taşyürek, Ahmet Çıtak, Hafız Rahmi, Bahaettin Karakoç ve Ali Akbaş gibi tanınmış şairlerle samimiyet kurmuştur. Şevket Bulut, 1982-1986 yılları arasında Sivas’ta Yapı İşleri 16. Bölge Müdürlüğü ile Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü’nde görev yapmıştır. 1986 yılında emekli olduktan sonra Kahramanmaraş’ta “Dergâh İnşaat Bürosu” adındaki işyerinde taahhüt işleri ve teknik işler yaparak ailesinin geçimini sağlamaya çalışmıştır. Türk hikâyeciliğinin önemli simâlarından biri olan Şevket Bulut, 17 Eylül 1996 tarihinde vefat etmiştir.

Hikâye Anlayışı:    

           Şevket Bulut edebiyata küçük yaşlarda ilgi duymuş ve kendi kendini yetiştirmiştir. ilkokul yıllarından itibaren özellikle polisiye ve macera romanlarını okumuştur. Daha sonra koşma tarzında şiirler yazan Bulut’un ilk şiiri 1955 yılında “Genç Kilis” gazetesinde yayımlanmıştır. Bu yıllarda “Bulut Ozan” mahlasıyla koşmalar yazmıştır. Galip Keleş, Ahmet Çıtak, Abdurrahim Karakoç, Hayati Vasfi gibi halk ozanlarıyla gazetelerde çok sayıda atışma yapmıştır. Şevket Bulut şiirlerini, hikâyelerini de yayımladığı gazete ve dergilerde yazmıştır. Şiirleri genellikle kafiyeli, hece vezninde ve dörtlük şeklinde olmakla beraber, serbest tarzda yazılmış olanları da mevcuttur. Gençlik dönemlerinde Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Bedri Rahmi Eyüboğlu , Cahit Külebi, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi şairleri severek okuyan Bulut, İkinci Yeni’nin güçlü isimlerinden Seyfettin Başçıllar’ı da Varlık ve Yeditepe dergilerinde takip etmiştir.  Onun tek şiir kitabı olan “Gönül Defterim” 1960 yılında yayımlanmıştır. Edebiyat dünyasına şiirle giren Bulut, hikâye alanına yönelişini şu cümlelerle dile getirmektedir: “1970 yılı başlarına kadar şiir yazmayı sürdürdüm. 1969 yılında Hareket dergisinde bazı şiirlerim yayımlandı. Basılmak üzere bir kitap taslağını göndermiştim. Prof. Dr. Mehmet Kaplan Bey’e göstermişler. O da beğenmemiş... Eğer beğenilip de kitabım basılsaydı belki de o yolda devam ederdim.Kitaptan ses-seda çıkmayınca daha önceleri deneyip de dosyalar arasında sakladığım “Odacı Mehmet Efendi” adlı hikâyemi Hareket dergisine gönderdim; ilgi gördü ve yayınlandı. Erzurum’da çıkan Adımlar dergisine de hikâyeler gönderdim.” (TÜRK, 1995:3) Şevket Bulut görevli olarak çalıştığı sırada Maraş’ın 500’den fazla köyünde bulunduğundan, bu yöreye ait birçok kelime, deyim, menkıbe, hikâye ve folklor unsurlarını derleme imkânı bulmuştur. Yazar bu dokümanları, gezdiği yerleri, gördüğü olayları hikâyelerinde büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Bu bakımdan onun hikâyelerinde Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin hayat şartlarını, Anadolu insanının hayata ve olylara bakışını dönemi içerisinde bulmak mümkündür. Bulut’un bu yıllarda derlediği atasozü, deyim, beddua, dua, efsane gibi folklor mahsüllerini içeren bir arşivi mevcuttur. Ayrıca bazı mahalli gazetelerde günlük olaylarla ilgili yazılar da yazmıştır.

         Son dönem Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden olan Şevket Bulut’un hikâye kitapları sırasıyla şunlardır: 1. Al Karısı (Hareket Yayınları,1971) 2. Sarı Arabalar (Hareket Yayınları,1974) 3. Dilek Çınarı (Türk Edebiyatı Vakfı Yay.,1975) 4. Kefensiz Ölüler (Dergâh Yayınları,1984) 5. Sınırdaki Tarla (Dolunay Yayınları,1996) 6. Yıkık Minare (Dolunay Yayınları,1996) 7. Baharı Göremeyen Çocuklar (Dolunay Yayınları,1996) Yazarın kitap haline getirilmemiş, dergi köşelerinde kalmış birçok hikâyesi de vardır. Bulut hikâyelerini Hareket, Hisar, Doğuş-Edebiyat, Adımlar (Erzurum), Ozanca (Gaziantep), Akpınar (Kilis) gibi dergilerde yayınlamıştır. Ayrıca Bugün (Adana), Kent Gazetesi, Hududeli Gazetesi, Küçük Dergi, Töre, Milli Eğitim ve Kültür, Türk Edebiyatı adlı gazete ve dergilede de yazmıştır. İlk hikâyesi, “Odacı Mehmet Efendi” 1970 yılında Hareket dergisinde yayımlanmıştır. Şevket Bulut’un “Oynaş” ve “Kuyruğu Kesilen At” (Obalar ve Atlar ismiyle) adlı iki hikâyesi kısa metrajlı drama olarak filme alınmıştır. “Oynaş”, 12 Mayıs 1977 tarihinde TRT televizyonunda gösterilmiştir. (KAPLANOĞLU,1977:4-5) Ayrıca “Kuyruğu Kesilen At”, 1979-1980 yıllarında filme alınmıştır. Bu filmler yayınlandığı dönemde büyük bir ilgi görmüştür. Şevket Bulut’un en önemli ödülü Kayseri Sanatçılar Derneği tarafından 1981 yılında “yılın hikâyecisi” seçilmesidir. Şevket Bulut, Cumhuriyet döneminin 100 önemli hikâyecisi arasında gösterilmiştir. Şevket Bulut, Türk edebiyatının Anadolu’yu ve Anadolu insanını gerçekçi bir anlayışla nakleden yazarlarındandır. Anadolu’nun zengin kültürünü hikâyelerinde başarılı bir biçimde yansıtmıştır. Eserlerinde işlediği konular bakımından, Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ve Memduh Şevket Esendal hikâyeciliğinin bir uzantısıdır. Hikâyelerinde daha çok, halkın gelenek ve göreneklerini, inancını, köylünün yoksulluğunu, geri kalmışlığını ve aydınla olan çatışmasını anlatan yazar; daha sonraki hikâyelerinde benzer konuları işlemekle beraber hikâye tekniğini geliştirmiştir. İlk hikâyelerinde vak’alar genellikle kırsal kesimde geçerken (Kuyruğu Kesilen At, Nehir Yatağındaki Tarla vb.), son hikâyeleri kent merkezlerinde geçmektedir (Baharı Göremeyen Çocuklar,Kahramanmaraş’ın Yıkık Evleri vb.) Ülkede değişen hayat şartları Bulut’un hikâyelerinde de değişiklikler yapmıştır. Şevket Bulut, sanatçının halkla iç içe olmasını ister. Öz benliğinden kopmuş, toplumun yaşantısına eğilmeyen sanatçı başarılı olamaz. Ona göre batıyı taklit eden yazarlar bizim insanımızı anlatamaz. Bir sanatçının kalıcı eser verebilmesi için sağlam bir dünya görüşünün olması gerekmektedir. Bu ise “milli benliğe dönüşle” gerçekleşebilir.Yazar hikâye anlayışını şu cümlelerle dile getiriyor: “Ben mahallilikten millîliğe, millîlikten evrenselliğe gidileceği görüşündeyim... Hikâyelerimde Maraş, Gaziantep, Adana, Hatay, Malatya gibi geniş bir bölgeyi işlemeye çalışıyorum. Bilmediğim, görmediğim bir çevreyi ve insanlarını nasıl anlatırım? İnsan her yerde insandır... Önemli olan bir bölgeyi odak alarak onun kımıl kımıl yaşantısını verebilmek, dramını yakalayabilmektir...” (SORGUNLU, 1980) Bulut, kendisini “gerçekçi ve milliyetçi bir yazar” olarak tanıtmaktadır. Hikâyelerinde milletin ruh yapısını, isteklerini, hayallerini ve hayata bakışını ideolojik bir amaç gütmeden işlemiştir. Toplumun inanç yapısının, gelenek ve göreneklerinin işlendiği hikâyelerde, herhangi bir alaycı tavır içinde değildir. Yazar mümkün olduğu kadar gerçekçi olmaya çalışmıştır. “Akşam Yemeği”, “Seccade”, “Doğruluk” , “Zürriyet” , “Haram Para” vb. hikâyelerde Anadolu insanının inancındaki samimiyeti dile getirmiştir. “Haram Para”adlı hikâyede helal –haram kavramları üzerinde durulmuştur: “Sizler servetlerinizi helal yollardan kazandığınıza inanıyor musunuz? Önemli olan, kendi vicdanınızla baş başa kaldığınız zaman temize çıkabilmenizdir... Helalla haramın çizgisi kılıçtan keskin, kıldan incedir...”(Yıkık Minare/s.32) “Seccade”de verilmek istenen mesaj yine aynıdır: “Seccadeye göz nuru döktün...Aylarca çalışıp çabaladın... İyi güzel de saçaklarının ipliğini komşudan aldın... Sor bakalım, komşun o bir yumak ipliği nereden almış? Saçaklara kullandığı o ipliği komşun dul bir kadından çalmıştı. Çalıntı ve haram malı nasıl kabul ederim?...” (Yıkık Minare/s.166) Şevket Bulut, bir sanat eserinde bulunması gereken hususlar hakkında da görüşlerini belirtmiştir. Yazar, sanat eserinin yorumunun okuyucu tarafından yapılması gerektiğini söyleyerek; “Yazar olarak, nutuk çekmeye okuyucyu hor görmeye hakkımız yoktur; sanatçı kürsü adamı değildir, çığıtkan olamaz ve olmamalıdır.” demiştir. Ona göre sanatçı eser verirken politikanın içine girmemelidir. İdeolojisi görülebilen eser ucuz sanat eseridir. Kendisini politikanın içine kaptıran kimse sanatçılığından çok şey kaybeder. Bulut, “Politikacı kürsü adamıdır, sokak adamıdır, işi kalabalıklarladır. Oysa yazarlık iç zenginliği, yalnızlık cehdi ister. Yazar sokaktan tecrit olmadıkça, değerli ve büyük eser veremez. Tecrit olmalı derken yazar halkımızın sosyal ve iktisadi meselelerine kulağını kapasın demiyorum.” sözleriyle görüşlerini belirtmiştir. (KARADEMİR,1977:116) Şevket Bulut’un hikâye anlayışını maddeler halinde aşağıdaki şekilde belirtebiliriz:

1) Hikâye, romana geçiş için bir basamak değildir, başlıbaşına bir türdür. İyi bir romancı bir hikâye denediği zaman acemilikleri ortaya çıkar. Hikâye her şeyden önce yoğunluk, incelik ister. Üç-beş sayfa içinde okuyucunun önüne koca bir dünya sermek kolay değildir. Branş seçmek, dünyaya bakışla ilgilidir. Birhikâyeciyle bir romancının dünyaya bakışları aynı değildir. Bulut; Çehov, Maupassant, Ömer Seyfettin, Sait Faik gibi yazarların gerçek anlamda hikâyeci olduklarını söylemiştir.

2) Hikâyeler ideoloji için yazılmamalıdır. “Anadolu insanına gerçekçi bir açıdan bakan kikâyecilerimi bir elin parmakları kadar azdır. Kuru sefalet tabloları, küfür dolu pasajlar Anadolu insanını veremez. Kahramanlar, köy filmlerindeki mini etekli kızlara, foter şapkalı, kravatlı köy delikanlılarına benzerler. Yapmacık bizden çok uzaktır.” (BULUT, 1970:59)

3) Hikâyeleri gerçekçi-gözlemci bir bakışla yazılmıştır. Bulut, Adana, Erzurum, Ordu, Kahramanmaraş, Sivas gibi çeşitli bölgelerde görevi gereği bulunmuş ve Anadolu insanını çok yakından tanımıştır. Hikâyelerinde tiplerin zenginliğini ve konlardaki çeşitliliği bu yönde aramak gerekir. Köy, kasaba ve şehir hayatını iyi bilen yazar gözlemlerini eserlerine başarıyla yansıtmıştır.

4) Şevket Bulut’a göre hikâye yazmak için birikim olmalıdır. Belli bir birikim olmadan günlük olaylardan hikâye çıkarmak zordur. Bulut için bir davranış, bir cümle bile sonradan hikâye konusu olabilir. Bir çocuğun ağlaması, bir kuşun ötüşü bile onun hikâyelerine motifler katmaya yeter.

5) Şevket Bulut hikâye yazarken izlediği yolu şu cümlelerle ifade etmektedir: “... Not defterlerim ve zarflarım vardır... Duyup gördüklerimi defterlerime yazarım... Birden beşe kadar sıralanmış zarflarıma hikâyelerimi koyarım. İlk taslakar birinci zarfa, biten hikâyeler beşinci zarfa girer... Çoğu zaman taslaklarımı dahi daktiloyla yazarım. Birinci zarfta üç-beş yıldır bekleyen taslaklarım çoktur. Bazı hikâyelerim ise çok çabuk yazılır... Bu, bir meyvanın olgunlaşması gibi bir şey...” (SORGUNLU, 1980 ) Roman ve hikâye gibi türlerde şahıs kadrosu, vaka ve mekân arasında sıkı bir bağ vardır. “Mekân, vaka zincirinde ifade edilen hâdiselerin sahnesi durumundadır.” (AKTAŞ,1991:142) Şevket Bulut konu, kişi ve mekân seçimine önem göstermektedir. Bir hikâye için 3000 m yükseklikteki Nurhak dağına çıkabilecek kadar titizdir. Hikâyelerinde zengin bir şahıs kadrosu ile karşılaşıyoruz. Köylü, kentli, cahil, aydın, zengin, fakir, ağa, eşkıya, şeyh, dilenci, alim, arif, memur, şoför vb. tipleri sık sık görmekteyiz. “Haram Para” adlı hikâyede emekli müftü Ömer Efendi dini bilgisi ve mütevazi kişiliği ile halkın sevdiği bir kişidir. “Üstün Başarılı Öğretmen”de iki tip öğretmenle karşılaşıyoruz: Durdu Bey dürüst bir kişi olup, köylüye değer vermekteyken; Durmuş Ali Bey bunun tam aksi bir tiptir. “Temel Atma Töreni”nde Gülay Bacı fakir, yaşlı bir köylü kadını olarak karşımıza çıkar. “Eşkıyanın Kanunu” hikâyesinde Halit, “Bir Salkım Üzüm”de Cindaroğlu hikâyelerde görülen eşkıya tiplerinden sadece ikisidir.Türk edebiyatının önemli hikâyecilerinden olan Ömer Seyfettin, “hikâyeciliği meslek haline getirmekle, hem bu türün değerini artırmış, hem de romanla yarışacak bir seviyeye ulaşmasına öncülük etmiştir.” (KAVAZ,1999:19) “Yeni Lisan” hareketini başlatan makalelerinde milli birlik ile milli dil arasındaki münasebete dikkat çeker: “Her milletin bir lisanı vardır, Türklerin lisanı da konuştukları Türkçedir.” (ENGİNÜN, 1998:163) Bulut da bu görüşe paralel olarak dilin bir millet hayatındaki yerini dile getirmiştir. Bu bakımdan yazarın halkın anlayacağı dilden yazması gerektiğini belirterek; hikayelerini sade bir dille yazmıştır. Bazı hikâyelerinde yerel söyleyişlere çokça yer vermiştir. “Şeyhin Minderleri” adlı hikâyede şu sözleri görmekteyiz: “Kızımı vermeğe veririm. Fakat, bir şartım var: Boş boğazlığı bırakıp, bizim Şıh’a mürit olacak... Ahacık gendine yol... Şıh kapısına getmeden benim kapıma gelmesin...”(Sarı Arabalar, s.21) “Oynaş”ta da şive taklidine yer verildiğini görüyoruz: “Yaa! Demek senin böle pis işlerin de mi vardı? Zere, kulağıma çok söylenti gelmişti. Ateş olmayan yerden duman çıkmazmış... Söylentilere aldırmamıştım. Halil benim asker arkadaşım. İki yıl asker ocağında barabar kaldık. Sivaz’ın Kabakyazı’sında güleş tuttuk. Aynı karavanaya kaşşık salladık...” (Sarı Arabalar, s.36) Türk edebiyatında, eski Türk destanlarına ve halk edebiyatına âit birçok malzeme kullanılmıştır. “Şiir, hikâye, roman gibi bütün edebi türlerde bu malzeme kullanılmaya çalışılır.” (ERCİLASUN,1997:136) Şevket Bulut, hikâyelerinde halk söyleyişlerine, deyim ve atasözlerine geniş ölçüde yer vermiştir. Onun hikâyeleri bir folklor arşivi gibidir. Eserlerinde halk edebiyatı için önemli derecede malzeme mevcuttur: “Ağ koyun kara koyun geçitte belli olur, ağaç dalıynan gönerir, ateş olmayan yerden duman çıkmaz, gönül ferman dinlemez, öküz öldü (ölür) kan kurudu (kurur), teşt altında buzağı gizlenmez...” (Oynaş) “Aşa dökülen yağ araya gitmez, at ver dost ol; kız ver düşman ol, davul bile dengi dengine, dinsizin hakkından imansız gelir, el elin lokmasından doymaz, kız dediğin kapı şakşağı; gelen çalar, giden çalar, uyuz eşek rahvan ata ayak uyduramaz, yaması kumaşın renginde; anası kızının denginde...” (Damat) “Ağzından yel almak, beti benzi kül olmak, canı tepesinden çekilmek, kanı sebil şerbeti gibi akmak, ocağında tek çıngı kalmamak, üç-beş fırtlık ömrü kalmak... (Ayrıksı Döl) Bulut bazı hikâyelerinde dua ve bedduaları sık sık kullanmıştır: “Allah gecinden versin, Allah imanla gitmek nasip etsin,...” (Hastalık) “Gözel Mevlam kimseye hayırsız evlat vermesin...” (Eski Toprak) “Ağ kefenlere hasret kalasın, başına çalınsın, cehennem kapısında nöbet tutasın...” (Dolmalar) Bunlardan başka yalvarmalar, yemin sözleri ve ağıtlar da hikâyelerde görülmektedir.

KAYNAK

Bu makale F.Ü. TDE bölümünde Yard. Doç. Dr. Halil Hadi BULUT yönetiminde hazırlanan “Şevket Bulut, Hayatı ve Eserleri, Elazığ-1997” adlı yüksek lisans tezinden faydalanılarak yazılmıştır. Mustafa KARABULUT Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi

Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 12, Sayı: 2, Sayfa: 183-190, ELAZIĞ-2002

 Yayın:17.12.2012 - Güncelleme:14.03.2014 - 08:49