Kasabamız Nar Kasabası

Nar Kasabası

http://www.nar.bel.tr/anasayfa.phpnarnar

Nevşehir İlinin 2 km kuzeyinde kalan bu eşsiz tarih ve doğa abidesini mutlaka ziyaret ediniz.Nar Kasabası 1931 yılında belediyesine kavuşmuş bir beldedir. 1980 askeri ihtilali nedeni ile Nar Belediyesi feshedilmiş Nevşehir Belediyesi Şube Müdürlüğüne dönüştürülmüştür. Kasaba Halkının yoğun çalışmaları ile 1987’de tekrar müstakil belediyeliğine kavuşmuştur.

Kasaba halkı bağcılık ve bahçecilikle uğraşır. Rakımı Nevşehir’den daha düşük olduğu için Nevşehir´in turfanda ve sebzesi de Kasaba´da yetiştirilir. Ticaretle uğraşan halkın işyerleri daha çok Nevşehir’dedir. Tarım alanları yetersiz kaldığından her aile de bir veya iki kişi çeşitli kurumlarda memur olarak çalışmaktadır. Bu Kasabada okuma yazma oranı %90-95 civarındadır. Nar’da mili eğitim benimsenmiş ve yurdumuza çok değerli insanlar yetiştirilmiştir. O yıllarda bir dernek tarafından modern bir ilkokul binası yaptırılmış, birçok ilçelerden önce orta okula kavuşmuştur. Kasaba, Nevşehir ile birlikte 1937 yılında elektrik ve su şebekesi sağlanmış örnek bir kasabadır .

   TARİHÇE
             Nar Kasabası Tarihinin, kilise mezarlık gibi tarihi kalıntılara bakıldığında Ortadoğu´dan kaçan ilk Hristiyanlara kadar uzandığı görülmektedir. Nar Kasabası ve önceki yerleşim yeri olan Nyssa, bugüne kadar, Roma, Bizans, Danişment, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyeti altında yaşmıştır. Nar ismine ise kayıtlarda ilk defa Selçuklu Devleti´nin Danişmentliler´i 1157 yılında yenmesi ile Kapadokya´yı tamamen fethettiği dönemde rastlanmaktadır.[1] Selçuklular Kapadokya´ya 1067 yılında gelmiş ve bölgede hakimiyeti ele almaları yaklaşık 100 yıl sürmüştür. Selçuklular öncesinde ise Kapadokya Bölgesindeki nüfus ve yerleşmelerin büyük kısmı Haçlı Seferleri ve 11. yy. daki Türk Beylikleri arasındaki savaşlarda yokolmuştur.

Selçuklu Devleti, fetihten sonra bu bölgeyi Müslümanlaştırma ve Türkleştirme Politikasının gereği olarak yeni köy yerleşmeleri kurmuştur. Göre, Nar, Muşkara bu bölgede kurulan yeni yerleşim yerlerinden bir kaçıdır.[2] Nar´ın yerleşke olarak Nisa (Nyssa) şehri üzerine kurulu olduğu bilinmektedir.[3] Nar´ın Selçuklular öncesi yerleşimi olan Nisa (Nyssa) şehri bir Bizans şehri idi ve bugünkü Nevşehir ve Nar arasındaki bir yerde bulunmakta idi. Nyssa, 1157´deki Danişmentliler ve Selçuklular arasındaki savaşta tamamen yokolmuştur.[4]

Nar kasabasının ismi için iki açıklama yapılmaktadır. Birincisi Yunanca kökenli "sulak yer" anlamında olan Nero, Nora, Neroassos kelimelerinden geldiği söylenmektedir. İkincisi ise Arapçada ateş ve cehennem anlanıma gelen Ennar kelimesinden türediğidir. Bu iki yorum aslında Nar kasabasının iki ayrı tarihsel gerçekliğini anlatmaktadır.

Nar Kasabası 11.yy.´da Bizans sonrası Türklerin egemeliğinde, ağırlıklı olarak Hristiyan nüfusça oluşmuş ve göçebe Türklerin de yerleştiği bir köydür. 1584 yılı Tapu-Tahrir Defteri´ne bakıldığında, devlete vergi veren kayıtlı 49 kişinin 34´ünün Hristiyan isimli olması bu olguyu desteklemektedir. Ayrıca çevre köyler içinde sadece Nar´ın sulak olması Nar isminin Yunancadaki sulak yer kelimesinden türediğine dair diğer bir bulgudur.

Ennar ismi ise 18. yy.´da Kapadokya´da artan Müslüman nüfusun ağırlığına dair bir işarettir. Narlıların Nar kelimesinin Arapçadan geldiği söylemesi, Damat İbrahim Paşa´nın bölgeye yönelik Göçebe Müslümanları İskan Politikası dönemi sonrasını göstermektedir.

Nar Kasabasının tarihi yerlerine bakıldığında Nar´ın tarihi hakkında bazı bulgular elde edilmektedir.
KAYNAKLAR:
[1] Ahmet Ağın, "Nevşehir Tarihi" Yazı Dizisi Demokrat Nevşehir Gazetesi, 8 Ocak 1955, ss : 3.
[2] Meydan Larousse Ansiklopedisi, Cilt 9, 1969, ss: 312.
[3] 1899 Konya Salnamesi.
[4] Ahmet Ağın, "Nevşehir Tarihi" Yazı Dizisi Demokrat Nevşehir Gazetesi, 8 Ocak 1955, ss : 3.
NÜFUS:

KADIN ERKEK TOPLAM
1418 1359 2777
31.10.2010 tarihli adrese dayalı nüfus sayımı sistemine göre çıkarılmıştır.

Arazi : Nar, Türkiye’nin Kapadokya bölgesinde ve Nevşehir il merkezinin 2km kuzeyinde yaklaşık 3000 nüfusa sahip bir orta Anadolu kasabasıdır. Nar kasabası, Nar çayının oluşturduğu derin vadi eteklerinde yer alan eski Narköy yerleşmesi üzerine kurulmuş ve bu vadinin kuzeye devam eden karşı sırtlarına doğru fiziki gelişimini sürdürmektedir.

Jeoloji : Nar kasabasının jeolojik özelliği tüm Kapadokya bölgesinde olduğu gibi eski jeolojik dönemlerde Erciyes Dağı’nın volkanik faaliyetleri sonucunda oluşan kalın ve değişik orijinli tüflerle kaplıdır. Bu jeolojik özellik tüm Kapadokya bölgesinde olduğu gibi kayaların oyulması ile yüzyıllardır kullanıla gelen mağara-ev yapılmasını sağlamıştır.

Nar´da Düğünler              Nar´da düğünler eskiden üç gün sürerdi. Hergün ayrı bir tören ve eğlence düzenlenirdi. Düğünden bir gün önce salı günü damadın evinde genellikle damadın akrabaları arasında "Bayrak Alma" iddiası yapılırdı. İddiayı kazanan kişinin evine "Bayrak Duası" ile birlikte bayrak dikilirdi. Herkes bu bayraktan "Güveybaşı" yemeğini bu kişinin verdiğini bilirdi. Düğün, kız evinde çarşamba günü kızın çeyizinin oğlan evine gönderilmesi ile başlardı. Aynı gün gelinin evinde Kına Gecesi yapılırdı. Defçi bir kadının eşliğinde davetliler tükü söylerler ve ağıtlar yakarlardı. Bu ağıtlardan bir tanesi şöyle idi:         Evinizin bir kızı idim,         Üstünüzde yük müydüm,         Damınızın unu muydum         Bir kız size çok muydum         Ah anam anam ..

Perşembe sabahı erkenden davul sesleri ile uyanılır. Bütün davetliler için yemekler hazırlanırdı. Bu yemeğe "Güveybaşı Yemeği" denirdi. Sofrada en az on onbeş yemek olurdu. Kahveler içilir ve öğlene doğru gençler kız evinden gelini ve "Saysana" denilen gelin eşyalarını almak için Yenge Kafilesi ile yola çıkarlardı.

Karınca Yürüyüşü                 Gelin evden sadece perşembe günü çıkardı. Gelinin oğlan evine getirilişi "Karınca Yüryüşü" denilen bir matem havasındaki yürüyüş ile olurdu. Bu yürüyüş şu şekilde olurdu. Oğlan evinden gelen kadınlar üçerli sıra halinde dizilirlerdi. Yenge Kafilesi denen yürüyüş kolunun en başındaki kişiye Baş Yenge denirdi. Kafilenin üçüncü sırasında gelin olur ve geline en yakın iki kişi sağında ve solunda olurdu. Bu adetin bir zamanlar bir gelin babası kızının gelin götürme alayının hızlı hızlı gittiğini görünce gücenmiş ve bunu çevresindekilere söylemiş. O zamandan sonra gelin getirme alayı Karınca Yürüyüşü denilen çok yavaş bir matem havasında yapılır olmuş.

Gelin getirirken yol kesip para almak delikanlılar için bir adetti. Gelin güvey kapısına gelince:         Gelin geldi kapımıza,         Altın doldu küpümüze,         Çamaşır var hepimize,         Ah.. anam.. anam .. diye söylenirdi. Erkek evinde gelin gelirken tüfek atılır damdan para atılırdı. Damdaki bayrağın ucuna elma takılırdı.

Gelin geldikten sonra bayrak ucundaki elmayı erkek evindeki bir bekar yer. Bir tavuk kesip gelini üstünden geçirmek uğur sayılıyordu. Gelin eve girerken kaynana elini kapının üstüne doğru kaldırır gelin onun kolları altından geçerdi. Bu gelinin kaynana sözünün dinlemesi ona itaat etmesine anlamındaydı. Gelin eve girirnce bir tülbend arasına taş konur ve gelinin alnına bağlanırdı. Bu gelinin taş gibi olması, dayanıklı olmasına dair bir adetti. Yine gelin üzerine post serilmiş bir sandalyeye oturtulup eline bir oğlan çocuğu verilirdi. Post gelinin yüzünün yumuşak olması için, çocuk ise oğlan çocuğu olması içindi. O gün kız evinden bir oğlan erkek evine gelirse sırtına palan çekilir.

Akşam yatsı namazından sonra "Güvey Övme ve Dövme" denile adet vardı. Damat arkadaşları ile camiye gider ve topluca namaz kılınırdı. Sonra hep birlikte önde Hoca, yanında ik yardımcısı, damat ve diğerleri yavaş yavaş yürüyerek şu ilahiyi okurdu.         Cami enbiyalarda Muhammed cümlesi şahın         Yedi kat gökler geçti         Kalem arş üstüne bastı         Erişti gabı gavseyne         Ya Resul Allah Şefatu Ya Resul Allah.

Bu ilahilerle damat ağır ağır eve getirilir, kapıda arkadaşlarınca sırtına vurulurdu. Bir kısım onu korumaya çalışır ve eve sokardı. Gerdek öncesi damat ve geline tavuk ve baklava verilirdi. Kalan yiyecekler cuma günü erkeğin bekar arkadaşları bitirirdi. Eğer damat yemeği çok yediyse, ona "az kes" diye ceza verilirdi.

Duvak cuma günü oğlan evinde çıkarılırdı. Gelinin saçında kakül kesilirdi. Bu artık onun genç kızlıktan kadınlığa geçtiğini gösterirdi. O gün gelini ziyaret edenler börek, baklava, dolaz gibi tatlılar götürürdü. Ziyaretçilere yemek verilir ve def ile oynayıp eğlenilirdi. Böylece düğün törenleri sona ererdi.

Aşağıdaki gelenek 1964-65 döneme kadar sürdü. Ondan sonra yerini günümüz yemekli veya yemeksiz bahçe veya salon düğünlerine bıraktı.

Kaynaklar :
Saniye Cingi - Türkan Ulutaş ile 24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara´da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır. Havva Başar - Nezahat Başar ile 1998´de Nar´da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır. Halim Sabri Güner "Nar´ın Tarihçesi" 15 Ekim 1959 (Daktilo yazması) Haydar Cengiz :"Nar Köyüne Ait Bir Araştırma" Türk Folklor Araştırma Dergisi Ocak 1965 No 136 ss-3694-3697 (Not: Haydar Cengiz makalesindeki bilgileri Halim Sabri Güner´in çalışmasından aynen kaynak belirtmeden kullanmıştır.)

Nar’da Bayramlar         Nar’da arife günü temizlik yapılması ve tatlıların yapılması ile bayram hazırlıkları başlardı. Arife gecesi “arife suyu” denilen su ile banyo yapılırdı. Kadınlar akşamdan kına yakarlardı. Arife günü kadınlar evde çeşitli türkülü maniler söylerlerdi;         Bugün arife çiçeği         Bayram böceği         Bugün arife         Çıktım ırafa         Iraf yıkıldı         Filifili fincan döküldü         Annem pilav pişirdi         Küçük gelin karnını şişirdi.         Bayram sabahı erkekler bayram namazına giderdi. Cami dönüşünden sonra büyüklerin elleri öpülürdü. Mangallar temizlenir fincan takımları hazırlanırdı. Eş-dost ve akraba arasında ziyaretler başlardı. Bayramda çocuklar ve gençler çeşitli oyunlar oynarlardı. Genç kızlar ceviz oynarlar, erkekler ise aşık oynarlardı. Ayrıca "kıçıra" binilirdi. Kıcır bugün tahteravalliye benzeyen bir tahtadır. Ama ortası deliktir. Gençler ve çocuklar üzerine biner ve dönerlerdi. Bu oyunlarda da çeşitli türküler ve maniler söylenirdi. Ayrıca bayramlarda, köyün ihtiyarları heyetler halinde vefattan sonraki ilk bayramı olan ölü evlerini ziyaret ederler.
        Kaynak : Saniye Cingi - Türkan Ulutaş (24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara’da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır.)

Nar’da Ölüm Âdetleri         Kişinin artık öleceğine kannat getirilince eve hoca gelir o kişinin yakınları gelir. Kuran okunur, ağzına su verilirdi. Ölüm olduğu akşam evde Kuran tekrar okunurdu. Cenaze yemeği ve o evin bir hafta yemeğini komşular ve akrabalar yapardı. Ölenin eşyaları yıkanır ve dağıtılırdı. Ölüm gecesi fakire fukaraya mum yada gaz dağıtılırdı. Cenaze çıkan odada sabaha kadar ışık yakılırdı. Eskiden ölünün başında ve mezarda ağıt yakma adeti vardı. Bunun için ağıtçı başı gelirdi. Bunlardan birisi Bektaşın Kiraz Aba’dır.

Nar’da bugün hala yaşayan adetlerden biri ölü evini ziyarettir. Bu ziyaret her yerde olduğu gibi ölü evinin acılarına ortak olmak ve kederlerini nisbeten dağıtarak gönüllerini almaktır. Ölü evinden bir erkek taziyeleri kabul eder. Kur’an bittikten sonra evi temsil eden kimeye teker teker tekrar başsağlığı dilenir.Ayrıca bayramlarda, köyün ihtiyarları heyetler halinde vefattan sonraki ilk bayramı olan ölü evlerini ziyaret ederler. Tekrardan taziyelerini dile getirirler. Bu taziye ziyaretine “ilk bayram” denir.
        Kaynaklar : Saniye Cingi - Türkan Ulutaş ile 24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara’da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır. Kervser Ongur- Hüseyin Ongur ile 1999 yılında Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır. Halim Sabri Güner “Nar’ın Tarihçesi” 15 Ekim 1959 (Daktilo yazması) Haydar Cengiz : “Nar Köyüne Ait Bir Araştırma” Türk Folklor Araştırma Dergisi Ocak 1965 No 136 ss-3694-3697 (Not : Haydar Cengiz makalesindeki bilgileri Halim Sabri Güner’in çalışmasından aynen kaynak belirtmeden kullanmıştır.)

Nar’da Doğumlar

Doğumu halk arasında bu işleri bile biri yaptırırdı. Bebek doğunca vücudunu korumak için tuzlarlardı. Doğan bebek 40 gün yıkanmazdı. Bebek 40 günlük olana kadar bebeğin gözü şaşı olur diye bir bez ile bağlanırdı. Bebek bir yaşına kadar anne sütü ile beslenirdi. Bebeğe bir yıl su verilmezdi. Bebek çok ağladığı zaman tülbende tatlılar konup bebeğe emdirirlirdi. Bu bebeğin daha çok susamasına neden olur onun ciğerini yakardı. Çocuk susuz büyüdüğü için bıngıldağı içine çökük ve gözleri halka halka olurdu. Eskiden Nevşehir’de Marya isimli bir Rum kadın halk hekimi vardı. O kadın bebekler “kurbağacık” oldu derdi. Hastalanan çocuklar ona götürülürdü. Bu kadın bebeklerin dilinin altına keser ve bir ilaç sürerdi. Bebekleri korumak için ısıtılımış toprak bebeğin bütün vücuduna sarılırdı.

Yukarıda anlatılanlar Nar’a sağlık hizmetleri gelmeden 1940’lar ve öncesine aittir. 1950 öncesi doğan bebeklerin yarısı sağlıksız koşullar nedeniyle ölürdü. Geleneksel yöntemler bebeği korumak değil aksine hasta olmasına neden olurdu. Aşı olmaması ölümlerin en önemli nedeni idi.

Kaynak : Saniye Cingi - Türkan Ulutaş (24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara’da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır.)

Üzüm Kesme – Bağ Bozumu         Nar’da üzüm bağları eskiden çok önemli geçim kaynağı idi. Bugün oldukça azalmasına rağmen hala bağcılık vardır. Bağ bozumu Nar’da hala yaşayan bir adettir. Eskiden Ağyazı (Akyazı) bağlarının üzümleri erken olgunlaştığı için önce orası bozulurdu. Narlılar o sabah erkenden çoluk çocuk herkes ellerinde kovalarla bağ yoluna düşerdi. Her son baharda bağ bozumu yapılırdı. Bu gelenek Narlıların birarada olmasını sağlardı. Herkes birbirini görürdü. Bağ buzumu aynı zamanda genç kızların ve erkeklerin birbirini görmesine de vesile olurdu. Kaynaklar : Halim Sabri Güner “Nar’ın Tarihçesi” 15 Ekim 1959 (Daktilo yazması) Haydar Cengiz : “Nar Köyüne Ait Bir Araştırma” Türk Folklor Araştırma Dergisi Ocak 1965 No 136 ss-3694-3697 (Not : Haydar Cengiz makalesindeki bilgileri Halim Sabri Güner’in çalışmasından aynen kaynak belirtmeden kullanmıştır.)

Ekmek Yapma

Nar’da 1970’lere kadar şebit (yufka) ekmeği yenilirdi. Yufka ekmeği yapmak oldukça önemli ve uzun zaman alan bir işti. Her aile yiyeceği bir yıllık ekmeği imece usulü bir defa da yapardı. Yufka ekmeği Kapdokya’nın kaya oyma odalarında bozulmadan uzun süre kalırdı. 14 testi suyun hamurundan yapılan yufka bir ailenin yıllık yiyeceğidir. Ekmek yapılacağı gün kadınlar geceden kalkarlardı. 3-4 saatte hamur yoğurulur ve ufak bezeler tutulurdu. Bütün ekmek beş tahta kurularak yapılırdı. Tandıra yakacak getirenler, hamur yoğurmak için çeşmeden su getirenler, beze tutanlar, hamuru yoğuranlar gecenin sessizliğinde ve karanlığında adeta bir fabrika ahenginde çalışırlardı. Bu arada kadınlar türkü söyler, şakalaşır ve dertleşirlerdi. Bu zamanlarda söylenen türkülerden bir kaç dörtlük şunlardır:         Sürmelim         Bir ay doğdu pencereden soluma         Sıva kollarını dola boynuma         Bir gecelik misafirim koynuna         Sürmelim ağ gelin sen bilin         Çiçekler içinde menevşem açtı         Güzeli gösteren göz ile kaştır         Gideyim gurbete mektup ulaştır         Sürmelim ağ gelin sen bilin         Kara tren gelip geçiyor         Açılmadık yarem acıyor         Dört tane çavuşla üç de yüzbaşı         Oturmuş nurettin’e kefen biçiyor         Karşıki dağda sıra sıra bademler         Otursun ağlasın yari gidenler         Ne sen bana doydun ne de ben sana         Kör olsun gurbeti icat edenler
Kaynaklar : Halim Sabri Güner “Nar’ın Tarihçesi” 15 Ekim 1959 (Daktilo yazması) Haydar Cengiz : “Nar Köyüne Ait Bir Araştırma” Türk Folklor Araştırma Dergisi Ocak 1965 No 136 ss-3694-3697 (Not : Haydar Cengiz makalesindeki bilgileri Halim Sabri Güner’in çalışmasından aynen kaynak belirtmeden kullanmıştır.)

Sayı Gezmek (Hıdırellez)

Hıdırellez gecesi erkekler tebdili kıyafete girerler ve ev ev dolaşırlardı. Her evden birşeyler alırlardı. Bu gün havadaki ve karadaki meleklerin birleştiğine inanırlırdı. Hırellez günü ayrıca yumurta boyanırdı.

  Mart Bana Pire Sana

Eskiden Nar’da insanlar sabaha karşı kapı kapı dolaşıp gizlice kapıların önüne kül dökerlerdi. Eski takvime göre 1 Mart’ta yapılan bu adette insanlar “Mart bana pire sana” derlerdi. Bunun anlamı baharın gelmesi ile bolluk bereket bana, pirenin temsil ettiği bereketsizlik başkalarına olsun idi.

Nisan Yağmuru

Nar’da insanlar eski takvime göre 1 Nisan’da yağan yağmuru toplardı. Bunu içerideki erzak dolabına serperlerdi. Böylece bereketli bir yıl olacağının düşünürlerdi. Kaynak : Saniye Cingi - Türkan Ulutaş (Bu ilgili bilgiler 24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara’da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır.)

Hacı Kapısı

Hacca gidenlerin evlerinin kapısı hacdan dönmeden önce çocukları tarafından yeşile boyanıp hazırlanırdı. Bu kapılara da "Hacı Kapısı" denirdi.

Küp kapağı bastırmak

Nar´da düğünlerde, kına gecesi ardından damat ve arkadaşları toplanarak kız evine giderler. Arkadaşları evin önünde halay çekip, oynarlarken damat ve bir arkadaşı kız evinden, baklava börek alır. Bu adet halen yaşamaktadır.

Ferfene Oynamak

Nar’da genç kızlar eskiden bir evde toplanırlar ve kendi aralarında eğlenirlerdi. Yaygın bir adet olan bu toplantıda genç kızlar çalıp oynayıp, gülüp eğlenip ve oyunlar oynarlardı. Ferfene bu eğlencedeki oyunlardan biri idi. Bir evde toplanan kızlar şenlikleri sona erince beraber yemek yerler ve dağılırlardı. Ferfeneden maksat insanları bir araya getirip sevgi ve şefkat dugularını sağlamlaştırmaktı. Erkeler ise kendi aralarında Kumanya denilen eğlenceyi yaparlardı. Kaynaklar : Saniye Cingi - Türkan Ulutaş (24 Mayıs 2003 tarihinde Ankara’da Ercan Dansuk tarafından yapılan mülakattan alınmıştır.)

 Yayın:11.12.2012 - Güncelleme:25.01.2013 - 14:54