Eğitim-Öğretim OTİSTİK ÇOCUKLARDA DERS İŞLENİŞİ

OTİSTİK ÇOCUKLARDA DERS İŞLENİŞİ

 

OTİSTİK  ÇOCUKLARDA  DERS  İŞLENİŞİ


          Otistik çocuklarda sinir sistemine giren uyarıcıların yorumu bazı nedenlerden dolayı yapılamamaktadır. Bu çocukların zekâsı yerinde olmakla birlikte, işitebilmekte ve okuyabilmektedirler. Ancak, işittiklerini ve okuduklarını anlayamazlar. Çünkü dili algılamada yetersizlikleri bulunmaktadır. Bu sebeple dikkatlerini konuşulana ve konuşan kişiye verememektedirler. Birisi konuşurken o kişinin yüzüne bakmadıkları için diğer insanlardan ve çevreden soyutlanıp uzaklaşırlar. Dolayısıyla insanların yorumlarını sözel olarak algılayamadıkları için yüz ifadelerini de yorumlayamazlar.

           Buna mukabil çocuk, söyleneni anlamakta güçlük çekerken söylemek istediğini de ifade edememektedir. Bundan dolayı öğretmenin çocuğa “ şunu veya bunu yap ” demesinin bir anlamı yoktur. Çocuk büyük olasılıkla kendisinden istenileni yapmayacaktır. Söz dinlememesi bilerek yapılan bir şey değil; engelli oluşunun kaçınılmaz bir parçasıdır. Bu her engelli insanda eğitime başlarken yaşanılan sorunlardan biridir. Dolayısıyla çocuk konuşma yetisini geliştirememekle birlikte duygularını  ifade etmeyi de öğrenememektedir. Öğretmen öğrencisine önce ellerini, ayaklarını ve tüm bedenini doğru bir şekilde kullanabilmeyi ve hareketlerini nasıl koordine etmesi gerektiğini öğretmek zorundadır. Öğrenci sınıfını, sınıf araç-gereçlerini tanımalı, öğrenci sandalyesinde istenilen süre boyunca oturmalı, izin verildiğinde de kalkmalıdır. Böylesi özel bir alanda görev üstlenecek eğitimcilerin doğrudan doğruya, çocukla bedensel ilişkiye girerek onu  yönlendirmesi  gerekmektedir. Gerçekleştirilen her beceri  pekiştireç  ile  desteklenmeli  ya da  ödüllendirilmelidir. Olumlu bir davranışı söz ile takdir etmeli, öpücük, sarılma ya da sakız ve şeker gibi hediyelerle pekiştirmeliyiz.

            Konuşma yeteneğinin aksamış olması çocuğun sosyal davranışlarını da olumsuz etkiler. Bu çocuklar yaşlarına uygun davranış biçimlerini ve sosyal teknikleri öğrenmemiş oldukları için insani gelişiminin erken evrelerinde duraklamışlardır. Normal çocuklar taklit ederek öğrenirler. Birçok sosyal davranış, otistik çocuk tarafından yerine getirilemediği gibi, bu davranışların ne anlam taşıdıkları da çocuğa bir şey ifade etmez. Bunun sonucu olarak da otistik çocukların zihninde kavramlar gelişmemektedir.


Kavramların   Algılanmasında  Güçlük  Çıkaran  Etmenler:


*Otistik çocukların çoğu tehlikelerin farkında değildir. (Pencere - Trafik)

*Sözcüklerin  mecaz  anlamlarını anlamada yetersizdirler. (Deyimler ve atasözlerini anlamada güçlük çekerler.)

*Zıt anlamlı kelimeleri farklı telaffuz ederler. (Sıcak-Sıcaksız, Soğuk-Soğuksuz)

*Bazı seslere karşı aşırı duyarlılık gösterirler. (Sevme-Korkma)

*Geçmişi ve şimdiyi karıştırma, buna bağlı olarak anlamsız gülme ve ağlamalar.(Zaman üzüntü ve sevincini  köreltmez, geçmiş  olayı  şimdi oluyormuş gibi hatırlarlar.) 

*Zamirleri karıştırma.(Kendisinden “o” diye söz etme)

*Otistik çocuklarda zekâ dağılımı da çok değişkendir. Ağır zekâ geriliğinden üstün zekâlıya dek genişleyen bir yelpazedir. Otistik çocuklar için yaşamın ilk yıllarında (5 yaşından önce) aldığı tedavi ve özel  eğitim çok önemlidir. 

           Otistik çocuklarla çalışan herkesin çeşitli  alanlarda çalışan hekimlerin, rehberlik merkezlerinde çalışan psikologların ve eğitimcilerin duyarlı olması gerekir. En ufak kuşkularında çocuk psikiyatrisi  klinikleriyle işbirliği yapmaları, bu çocukların daha erken yaşta tanınmalarını ve tedavi programlarının yapılmasını sağlayacaktır. Böylece otistik çocuklar da bireysel özelliklerine göre maksimum performanslarını kullanabilme imkânlarını yakalayabilecek ve toplum içinde daha uyumlu hale gelebileceklerdir. Özel eğitim alan, otizm ile ilgilenen tedavi merkezleri ile ilişkisini kesmeyen ailelerin çocuklarında bazı ilerlemeler kaydedilmektedir. Bu çocuklar göz teması sağlayabilmekte, belirgin dil bilgisi hataları yapsalar bile konuşabilmekte, ilköğretimi bitirebilmekte, çevreleriyle daha  sıcak ve cana yakın olabilmektedirler. Değişik sosyal ortamlarda (lokanta ve misafirlik gibi) gerektiği biçimde davranabilmekte, kendi  başına  yakınlarının evlerine gidebilmekte, tanıdık bakkaldan kendi istediklerini ve  annesinin  söylediklerini  alıp getirebilmektedirler. Ancak bu çocuklar bile, halen otistik belirtiler göstermekte  olabilir  veya  belirtilerin izlerini taşıyabilir.

           Otizmi yakından incelediğimizde görmekteyiz ki; otistik çocuklar; hiç beklenmedik zihinsel güçleri bazen gösterebilmekte, nasıl işlediğini anlayamadığımız bir mekanizma ile çok karmaşık bir yönergeyi alabilmekte, çok karmaşık bir sözcüğü telaffuz edebilmekte, (hiç konuşmayanlar bile) bir veya birkaç kez çok anlamlı, spontane bir cümle söyleyebilmektedirler.

           Otistik  çocukların %11-34’ü yüksek işlevlidir. Bu çocuklar ifade edilebilir bir dil ve iyi bir zekâ düzeyine sahip olgu grubundadır. Bireysel ve grup eğitimleri ile belirli bir seviyeye gelen otistik çocuklar kaynaştırma eğitimi alabilirler. Ancak otistik çocukların kaynaştırılacağı okul ve sınıf ortamı önceden düzenlenmelidir. Çocuğun kaynaştırma eğitimi alacağı okulun müdürü, sınıf öğretmenleri, rehber öğretmen ve öğrenciler otistik çocuğun özelliklerini bilmelidir. Okulda otistik çocuğun kabul göreceği bir ortam hazırlanmalıdır.

       Otistik çocukların soyut ifadeleri anlamadaki güçlükleri iletişim kurmalarını engellemektedir. Bu nedenle öğretmen açık ve net bir dil kullanmalıdır. ”Ayaklarım beni öldürüyor” ya da “Neredeyse arkadaşının gözünü çıkarıyordu” gibi ifadeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Üst düzey iletişim becerileri olan otistik çocuklar bile çok soyut olan bu kavramları anlamada zorlanacaktır.

         Sınıfa yönergeler verilirken, öğretmenin “Şimdi defterlerinizi açın!” ifadesinin yanı sıra “Ali sen de defterini aç!” gibi ifadeler kullanarak, tüm sınıfın yapmasını istediği davranışı otistik çocuğun da yapmasını istediğini belirtmesi anlamayı kolaylaştıracaktır. Anlatılan konunun görselleştirilmesi, ders anlatılırken görsel materyaller kullanılması da çocuğun anlamasına özellikle yardımcı olacaktır. Beceri kazanılmada tekrar ve pekiştireç çok önemlidir. Kazanılan becerinin unutulmaması için sık tekrar önemlidir.

        Görsel sorunların yanı sıra, otistik çocuklarda işitsel sorunlar da görülür. Her ikisi (görsel ve auditif) bir araya gelince, çocuğun öğrenme yeteneği büyük ölçüde bloke olur. Bunun sonucunda  sekünder nitelikli davranış bozuklukları ortaya çıkar. Ama her otistik çocuk karşılaştığı bu zorluklara farklı biçimlerde reaksiyon gösterir. Baktığını göremeyen, söyleneni işitmeyen çocuk bu durumdan mutlaka rahatsızlık duyacak ve bunun sonucunda kendini mutsuz hissedecektir.

          Sekünder davranış bozukluklarının arasında yer alan; birçok otistik çocukta görülen bazı cisimlerden, seslerden veya durumlardan duyulan korku çocuk için önemli bir handikaptır. Ve eğitimde korku unsurunun mutlaka göz önünde tutulması gerekir. Çünkü  korku, çocuğun öğrenmesini engeller.

 

Kaynak; İsmail Tufan / Otistik Çocuk Dahi mi, Engelli mi?

 Yayın:14.02.2013 - Güncelleme:05.11.2013 - 14:28